
Kasım ayında Antalya’da yapılacak olan COP31’in başarısını, açıklanan finansman paketinin büyüklüğü kadar, o paranın hangi koşullarla verileceği belirleyecek. Zira iklim felaketinden zarar gören bir ülkeye kredi açmakla hibe sağlamak aynı şey değil. İlki, ülkenin gelecekteki bütçesine yeni bir ödeme yükü bindiriyor. İkincisi ise zararın karşılanması için kaynak sağlıyor. Zirvede finansman konuşulurken bu ayrımın büyük rakamların gölgesinde kalmasına izin verilmemeli.
İklim krizinin ekonomik bedeli artık uzak geleceğe ilişkin tahminlerden ibaret değil. Avrupa’da bu yaz yaşanan sıcak hava dalgalarının yol açtığı ekonomik kaybın en az 113 milyar euro olduğu hesaplanıyor. Kaybın önemli bir bölümünün çalışma saatlerindeki düşüşten kaynaklanması, meselenin üretimle bağını gösteriyor. Sıcaklık yükseldiğinde çalışma koşulları ağırlaşıyor, üretkenlik azalıyor ve gelir kaybı oluşuyor. Bu durumda iklim politikası derken aynı zamanda ekonomi ve bütçe politikası demiş oluyoruz.
Geleceğe ilişkin hesaplar da bu yükün büyüyeceğine işaret ediyor. Grantham Araştırma Enstitüsü öncülüğünde hazırlanan ve Maliye Bakanları İklim Koalisyonu’nun desteklediği rapora göre, iklim etkileri nedeniyle 2050’ye kadar kişi başına düşen gelir ortalama yüzde 3 ila 15 azalabilir. Düşük ve düşük-orta gelirli ülkelerde öngörülen kayıp daha yüksek. Üstelik rapor, tahminlerin gerçek etkinin altında kalabileceği uyarısını yapıyor.
Bu eşitsizlik, finansman tartışmasının merkezinde olmalı. Geliri daha fazla aşınacak ülkelerden, iklim etkilerine karşı korunmak için bir de borçlanmaları bekleniyor. Bütçeden borç ödemesine ayrılan her kaynak ise altyapı, sağlık, eğitim ve yeni uyum yatırımları için kullanılabilecek alanı daraltıyor.
Oysa önlem almak, ekonomik açıdan da kazanç sağlıyor. Grantham raporuna göre iklim değişikliğine uyum için yapılan yatırımlar, zararları azaltıyor ve ekonomiyi destekliyor. Raporda incelenen yatırımların medyan fayda-maliyet oranı yaklaşık dörde bir: Yani harcanan her 1 birim karşılığında yaklaşık 4 birim fayda sağlanıyor. Bu, her projenin aynı sonucu vereceği anlamına gelmese de önlem almanın ekonomik değerini gösteriyor. Asıl soru, bu yatırımlar için gereken parayı kimin, hangi koşullarla sağlayacağı.
Bonn’daki ara müzakerelerde CARE International’dan Marlene Achoki’nin aktardığı tablo, sorunun neden çözülemediğini gösteriyor: Uyum finansmanının yalnızca yaklaşık yüzde 15’i hibe olarak sağlanıyor; büyük bölümü kredi biçiminde geliyor. Burada tartışılması gereken, paranın ulaşıp ulaşmadığı kadar, ulaştığında nasıl bir yükümlülük yarattığı.
Uyum finansmanının 2035’e kadar üç katına çıkarılması kararı bu nedenle tek başına yeterli değil. Artışın hangi başlangıç düzeyine göre hesaplanacağı, kaynakların kim tarafından sağlanacağı ve ne kadarının hibe olacağı açıklaşmadıkça, hedefin gerçek değerini değerlendirmek zor. Kredi ağırlıklı bir finansman yapısını büyütmek, ihtiyaç sahibi ülkelerin borç sorununu da büyütebilir.
Ev sahibi Türkiye’nin “Uygulama COP’u” iddiası tam burada sınanacak. COP31 Başkanı Murat Kurum’un finansmanı öncelikli görev olarak tanımlaması ve Bakü’de kabul edilen 300 milyar dolarlık hedefin takipçisi olunacağını söylemesi, zirvenin çıtasını belirliyor. Ancak taahhütlerin takip edilmesi, yalnızca toplam tutarın izlenmesiyle sınırlı kalmamalı. Açıklanan kaynakların ne zaman ödeneceği, mevcut yardımlara ek olup olmadığı ve hangi araçlarla aktarılacağı da hesabın parçası olmalı.
Türkiye’nin ev sahipliği, Avustralya’nın müzakere sorumluluğuyla birlikte değerlendirildiğinde, Antalya’nın önünde somut bir görev var: Finansman vaatlerini, sorumlusu ve takvimi belli yükümlülüklere dönüştürmek. Zirvenin “uygulama” iddiasının karşılığı ancak böyle görülebilir.
9–20 Kasım’da Antalya’da açıklanacak paketlere bakarken üç soru sormak gerekiyor: Ne kadarı hibe? Ne zaman ödenecek? İhtiyaç duyan ülkelere nasıl ulaşacak?
Bu sorular cevapsız kalırsa yüksek tutarlı bir anlaşma da yetersiz bir sonuç olabilir. İklim krizinin hesabı zaten ödeniyor. Antalya’da verilmesi gereken karar, bu yükün ne kadarının bir kez daha zarar gören ülkelerin bütçesine bırakılacağı.
Okur Yorumları (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.