
Türkiye’de kırdan kente göçü yıllardır istihdam, konut, yoksulluk ve kentleşme üzerinden tartışıyoruz. Ancak göçle birlikte kentlere taşınan ve çoğu zaman gözden kaçırılan başka bir sermaye daha var: tarımsal bilgi.
Kırsaldan büyük şehirlere gelen milyonlarca insan yalnızca yaşadığı yeri değiştirmedi. Toprağı tanıma, üretim yapma, mevsimleri okuma, ürünü yetiştirme ve gıdayı işleme konusunda kuşaklar boyunca edinilmiş bir bilgi birikimini de beraberinde getirdi. Fakat kent ekonomisi bu bilgiyi büyük ölçüde kullanamadı.
Türkiye'nin büyük kentlerinde, kırsal kökenli ve tarımla ilişkisini tamamen kaybetmemiş haneler bulunuyor. Bu hanelerin bir bölümünün sahip olduğu üretim bilgisi ise kent ekonomisi içinde değerlendirilebilecek bir üretim modeliyle buluşamıyor.
Tam da burada kentsel tarım, Türkiye açısından farklı bir anlam kazanıyor.
Kentsel tarımı hâlâ balkonlarda domates yetiştirmek, birkaç mahallede topluluk bahçesi kurmak ya da belediyelerin sosyal projeleri üzerinden düşünüyoruz. Oysa doğru planlandığında kentsel tarım yalnızca çevreci bir faaliyet değil; istihdam, yerel üretim ve gıda tedariki açısından ekonomik bir araç olabilir.
Neden Hâlâ Ciddiye Alınmıyor?
Türkiye’de kentsel tarımın önündeki sorun yalnızca farkındalık eksikliği değil. İki temel yapısal engel özellikle dikkat çekiyor.
Birincisi kentsel arazi üzerindeki rant baskısı. Bir kent sakininin emek vererek üretilebilir hale getirdiği bir alan, birkaç yıl sonra yapılaşmaya açılabiliyor. Kullanım hakkının ne kadar süreceğinin bilinmediği bir araziye uzun vadeli yatırım yapılmasını beklemek gerçekçi değil.
Bu nedenle kentsel tarımın gelişebilmesi için yalnızca boş arazi bulmak değil, üreticinin o alanı belirli bir süre güvenle kullanabilmesini sağlayacak modeller geliştirmek gerekiyor.
İkinci sorun ise tarıma ilişkin algımız.
Tarımsal üretimi hâlâ büyük ölçüde kırsala ait bir faaliyet olarak düşünüyoruz. Oysa kentsel tarım, kırsal tarımın şehir içine taşınmış küçük bir kopyası olmak zorunda değil.
Kentte mesele geniş arazilerde yüksek miktarda üretim yapmak değil; sınırlı alanı verimli kullanmak. Dikey üretim sistemlerinden kompakt üretim tekniklerine, organik atıkların değerlendirilmesinden suyun daha verimli kullanılmasına kadar farklı yöntemler, kentsel üretimi başlı başına bir tasarım ve teknoloji alanına dönüştürüyor.
Asıl Ekonomik Fırsat Nerede?
Türkiye açısından asıl dikkat çekici nokta burada ortaya çıkıyor.
Kentsel tarım politikası oluştururken üretime katılabilecek insanları sıfırdan aramak zorunda değiliz. Kent çeperlerinde yaşayan ve kırsalla bağını henüz kaybetmemiş nüfusun bir bölümünde tarımsal bilgi zaten mevcut.
Eksik olan, bu bilgi ile kentin ekonomik imkânları arasındaki bağlantı.
Küçük ölçekli üretim alanlarına erişim, teknik destek, kooperatifleşme, mikro finansman olanakları ve üreticiyi doğrudan tüketiciyle buluşturacak kısa tedarik zincirleri oluşturulduğunda, bugün kullanılmayan bu bilgi ekonomik bir değere dönüşebilir.
Bunun anlamı yalnızca birkaç haneye ek gelir sağlamak değildir.
Yerel üretimin artması, belirli ürünlerde tedarik mesafesinin kısalmasına; üretici ile tüketici arasındaki aracıların azalmasına; mahalle ve kent ölçeğinde yeni ekonomik ilişkilerin ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.
Bu yaklaşım artık tek tek kentlerin deneyimiyle de sınırlı değil. Milan Urban Food Policy Pact çatısı altında yüzlerce kent; gıda üretiminden dağıtıma, sosyal adaletten gıda atıklarına kadar kentlerin gıda sistemlerini bir bütün olarak ele alan politikalar geliştiriyor.
Belediyelerin Rolü Ne Olmalı?
Türkiye’de kentsel tarım çoğunlukla belediye projeleri üzerinden görünür hale geliyor. Bu projeler farkındalık yaratmak, altyapı sağlamak ve uygulama örnekleri oluşturmak açısından önemli.
Ancak kentsel tarımın kalıcı bir ekonomik faaliyete dönüşmesi yalnızca belediyelerin üretim yaptığı bir modelle mümkün görünmüyor.
Kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin temel rolü, kent sakinlerinin üretim yapabilmesini sağlayacak zemini oluşturmak olabilir: arazi kullanım güvencesi sağlamak, teknik bilgiye ve finansmana erişimi kolaylaştırmak, kooperatifleri desteklemek ve üreticinin pazara ulaşmasını sağlayacak mekanizmaları geliştirmek.
Üretimin asıl aktörü ise kent sakinlerinin kendisi olmalı.
Farkındalıktan Üretime
Türkiye’de kentsel tarım üzerine konuşurken artık “balkonunuzda sebze yetiştirin” aşamasının ötesine geçmemiz gerekiyor.
Asıl soru, kentlerin ne kadar domates üretebileceği değil.
Asıl soru şu:
Kentler, sahip oldukları insan bilgisini ne kadar üretime dönüştürebiliyor?
Türkiye yıllar boyunca kırsaldan kentlere büyük bir nüfus taşıdı. Bu hareket sırasında yalnızca insanlar değil, tarımsal üretime ilişkin önemli bir bilgi birikimi de kentlere geldi.
Bugün bu bilginin önemli bir bölümü kullanılmadan bekliyor.
Belki de kentsel tarım konusunda elimizdeki en değerli kaynak, boş arazilerden önce, o toprağı nasıl işleyeceğini hâlâ bilen insanlardır.
#sehir #cevre #göc #tarim #nüfüs #kentseltarim
Okur Yorumları (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.