İstanbul’un bütün gıdasını kendi sınırları içinde üretmesini beklemek gerçekçi değil. Ancak böylesine büyük bir metropol, yakınındaki tarımsal üretim kapasitesinin ne kadarını kaybetmeyi göze alabilir?
İstanbul söz konusu olduğunda tarım, aklımıza gelen ilk konulardan biri değil. Yapılaşması, sanayisi, ticareti ve hizmet sektörüyle kenti daha çok büyük bir tüketim merkezi olarak görüyoruz. Oysa İstanbul’da hâlâ tarım yapılıyor. Bu üretimin gerçekleştiği topraklar, kentin geleceği üzerine düşünürken göz ardı edemeyeceğimiz bir büyüklüğe sahip.
İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre kentte yaklaşık 743 bin dekar işlenen tarım alanı bulunuyor. Aynı açıklamada, 2025 yılında İstanbul sınırları içinde 68 bin 437 ton sebze üretildiği belirtiliyor. [1]
Kentin batısına baktığımızda bu tarımsal coğrafya daha görünür hale geliyor. Müdürlüğün Mayıs 2026 tarihli açıklamasında yalnızca Silivri’de yaklaşık 390 bin dekar işlenen tarım alanı bulunduğu ifade ediliyor. [2]
Bu rakamlar İstanbul’un kendine yeterli olduğunu göstermiyor. Ancak üzerinde düşünmemiz gereken bir üretim kapasitesinin hâlâ var olduğunu hatırlatıyor. Asıl soru, bu kapasitenin kent için ne anlam taşıdığı ve geleceğe nasıl aktarılacağı.
Toprağın bugünkü gelirinden fazlası
Bir tarım arazisini değerlendirirken genellikle bugün üzerinde yetiştirilen ürüne ve elde edilen gelire bakıyoruz. Oysa aynı toprak, gelecekte farklı koşullarda üretim yapabilme imkânını da taşıyor.
Bugün başka bir bölgeden ürün getirmek daha ucuz olabilir. Belirli bir ürünü İstanbul yakınında yetiştirmek üreticiye yeterli gelir sağlamayabilir. Fakat bugünün koşullarının gelecekte de aynı kalacağını varsayamayız. Taşıma maliyetleri, su olanakları veya üretim bölgelerindeki koşullar değiştiğinde kente yakın tarım alanlarının ekonomik değeri de değişebilir.
Toprağı koruduğumuz sürece bu değişime cevap verebilecek bir seçeneğimiz olur. Arazi yapılaşmaya açıldığında ise yalnızca o yılın hasadından vazgeçmiş olmayız. Gelecekte orada üretim yapabilme imkânını da büyük ölçüde kaybederiz.
Bu nedenle “Bugün burada tarım yapmak ne kadar kazandırıyor?” sorusu, arazi hakkında karar vermek için tek başına yeterli değildir. Kent açısından düşünmemiz gereken başka bir soru daha vardır: Bu toprakta üretim yapma imkânını kaybetmenin gelecekteki bedeli ne olabilir?
Tarım alanlarını kentin “gıda sigortası” olarak düşünmemin nedeni bu. Bazı kaynakların değeri, bugün ne kadar kullanıldıkları kadar ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilir olmalarından gelir. Bu imkânı korumanın maliyeti vardır; kaybetmenin bedeli ise ihtiyaç ortaya çıkana kadar tam olarak görünmeyebilir.
Elbette yakınlık tek başına güvence sağlamaz. İstanbul çevresindeki üretim de kuraklıktan, aşırı hava olaylarından veya girdi sorunlarından etkilenebilir. Kentin farklı üretim bölgeleriyle bağlarını koruması bu nedenle önemini sürdürecektir. Yerel kapasite, bu geniş tedarik ağına ilave bir seçenek sağlayabildiği ölçüde değerlidir.
Toprakla birlikte üretim bilgisini korumak
Bir arazinin üzerinde bina bulunmaması, ihtiyaç duyulduğunda hemen üretime geçilebileceği anlamına gelmez.
O toprağı işleyecek çiftçiye, suya, ekipmana ve bilgiye ihtiyaç vardır. Ürünün alıcıya ulaşabilmesi, üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi gerekir. Uzun süre üretimden kopmuş bir alanı yeniden işler hale getirmek zaman ve yatırım ister. Geleceğe dönük kapasiteyi korumak, bugün tarım yapan insanların üretimde kalabilmesini de içerir.
Çiftçinin hangi ürünü ne zaman ekeceğine, toprağı nasıl işleyeceğine ve değişen koşullara nasıl uyum sağlayacağına ilişkin bilgisi de bu kapasitenin parçasıdır. Dolayısıyla tarım alanlarının geleceğini konuşurken, o alanlarda çalışan insanların geleceğini de konuşuyoruz.
Bu nedenle İstanbul’un tarım alanlarına ilişkin tartışmayı yalnızca arazi büyüklüğü üzerinden yürütmemeliyiz. Hangi alanlarda üretimin sürdürülebildiğini, nerede su veya pazarlama sorunu yaşandığını, hangi koşullarda çiftçinin üretimden vazgeçtiğini de bilmeliyiz.
Koruma politikasının uygulamadaki karşılığı burada ortaya çıkar. Bir bölgede sulama altyapısının iyileştirilmesi, başka bir bölgede ortak ekipman kullanımı veya ürünün satışını kolaylaştıracak düzenlemeler daha önemli olabilir. Toprağın korunmasıyla üreticinin desteklenmesi birbirinden kopuk ele alındığında, geleceğe bırakmak istediğimiz kapasite kâğıt üzerinde kalabilir.
Yerel üretimi artırmaya yönelik kararlar da aynı dikkatle alınmalıdır. Yeni bir ürünün su ihtiyacı, üretim maliyeti ve pazarı değerlendirilmeden yapılan yönlendirmeler beklenen sonucu vermeyebilir. Üretim hedeflerinin doğal kaynakların sınırlarıyla ve çiftçinin ekonomik koşullarıyla uyumlu olması gerekir.
Kent planlamasında gıdanın yeri
İstanbul’un konut, ulaşım ve altyapı ihtiyaçları üzerine sürekli konuşuyoruz. Tarımsal üretim kapasitesini de aynı uzun vadeli bakışla kent planlamasının bir parçası haline getirmemiz gerekiyor.
Bir arazinin kullanımına karar verirken sağlayacağı ekonomik getirinin yanında, kaybedilecek üretim imkânının da değerlendirilmesi gerekir. Bugünkü tarımsal gelir düşük olabilir. Ancak bu, arazinin kent açısından gelecekteki değerinin de düşük olduğu anlamına gelmez.
İstanbul için anlamlı bir çalışma; toprağın niteliğini, su kaynaklarını, ürün desenini ve tedarik bağlantılarını birlikte incelemeli. Böylece korunması gereken üretim alanlarını ve bu alanların işler kalması için ihtiyaç duyulan yatırımları daha somut biçimde tartışabiliriz.
Bu değerlendirme, yalnızca kaç dekar alanın korunduğuna bakılarak tamamlanamaz. Korunan arazide üretimin sürüp sürmediği ve üretim koşullarının iyileşip iyileşmediği de izlenmelidir. Haritada tarım alanı olarak görünen bir yerin, gerçekte kullanılabilir bir üretim kapasitesine sahip olup olmadığı önemlidir.
İstanbul’un gelecekte ne kadar yerel üretime ihtiyaç duyacağına tek bir rakamla cevap veremeyebiliriz. Ancak kesin bir miktar belirleyememek, mevcut alanların değerini göz ardı etmek için gerekçe olmamalı.
İstanbul’u bütünüyle kendi topraklarından besleyemeyebiliriz. Yine de yakınındaki tarım alanlarını koruyarak gelecekteki seçeneklerini artırabiliriz. Ürün deseni değiştirilebilir, üretim yöntemleri geliştirilebilir. Yapılaşmış bir alanı yeniden verimli tarım toprağına dönüştürmek ise çok daha güçtür.
Bir metropolün yarın ne kadar tarım alanına ihtiyaç duyacağını bugün kesin olarak bilmiyoruz. Bu belirsizlik, elimizdeki toprağın değerini azaltmıyor. Onu kaybetmeden önce daha dikkatli düşünmemizi gerektiriyor.
Kaynaklar
[[1] İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, 8 Eylül 2026 — Tarımsal üretim verileri](https://istanbul.tarimorman.gov.tr/Sayfalar/GormeEngellilerDetay.aspx?Liste=Haber&OgeId=3148)
[2] İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, 11 Mayıs 2026 — Silivri’de fide temin töreni
İstanbul’un tarım alanları
- İstanbul tarım alanları
- İstanbul’da tarım
- İstanbul’un gıda güvencesi
- İstanbul’da tarımsal üretim
- İstanbul yerel üretim
- tarım alanlarının korunması
- kent tarımı
- gıda güvenliği

Okur Yorumları (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.