TEMEL DEMİRER
“Düşünen insanlar cellatların yanında yer almazlar.”[1]
Jim Carrey’nin, “Modern Çağ; yasa çok, adalet az. Kelime çok, anlam az. Geveze çok, konuşan az. Yürüyen çok, ilerleyen az”… Aldous Huxley’in, “Modern hayatta insan, kendi kaderini kabullenmeye şartlandırılır. Böylece patronlar ve politikacılar, kimsenin bir şeyi sorgulamadığı bir dünyada, istedikleri gibi hareket ederler”… Stendhal’ın, “Korku insanı acımasız yapar,” satırlarıyla müsemma bir tabloyla yüz yüzeyiz…
Bu durumu(muzu); “Kitlesel terör dönemindeyiz. Bütün o sıkı önlemlere rağmen insanlık terörü önlemekte yetersiz kalıyor, aciz kalıyor”;[2] ya da “Paris saldırılarından yola çıkarak yeniden ‘İslâm tartışması’ başlatmayalım”;[3] veya “Türkiye’yi Avrupa Birliğine almak, bu terör saldırılarını önlemek için iyi bir politika olur,”[4] tevatürlerinin ucuz “bilgeliği”ni ka’le almadan; “terörü/ ve teröristi” irdelemekle mükellefiz…
Yerküre hâl(ler)inin bize Jorge Luis Borges’in, “Mahalle ne kadar bozuksa düzgün olma mecburiyetin o kadar büyüktür,” uyarısını muştuladığını “es” geçmeden…
Evet, “terör ve terörist” meselesinde sonuçlardan çok sebeplerle ilgili, emek eksenli, devrimci bir tavra muhtacız. Hem de “Toplumsal baskıya karşı bireyin özgürlüklerini güvenceye alacak asgari ve herkes tarafından uyulması zorunlu kuralların belirlenmesi şarttır. Ve bu iş yapılırken ‘Aman ‘Avrupa Merkezci’ görünmeyelim,’ kaygısı da bir yana bırakılmalıdır,”[5] noktasındaki ikircimsizlikle…
DÜNYA HÂL(LER)İ
Bir süredir “dini terör” kavramı yerini neredeyse “İslâmi terör”e bıraktı. Buna neden, “din adına savaş” olan “cihad”ın da, doğrudan “İslâm adına savaş” olduğu ve “cihad” yolunda ölenlerin ödülünün “cennet” olduğu vurgusuydu!
Bu genelleme doğru değildir.
Tıpkı, “DAİŞ icat oldu, dünyanın düzeni bozuldu. DAİŞ’e gelinceye kadar El-Kaide dahil hiçbir terör örgütü, Batı’nın Doğuyla, Müslüman’ın Müslüman’la olan ilişkisini bu kadar derin bir biçimde sarsmadı ve etkilemedi,”[6] gibi…
Ekonomi-politik ve beşeri nedenler yerine, teolojik açıklamaların ikamesi, eksikli abartılardır.
Örneğin “Genç Arapların durumu giderek kötüleşiyor,” diyor ‘The Economist’.[7] Çalışacak bir iş bulmak giderek güçleşiyor. İş bulamayanların önlerindeki seçenekler ise sınırlı; yoksulluk, başka bir ülkeye göç etmeyi denemek ya da kimilerinin yöneldiği gibi “Cihat”.
Fransa merkezli ‘Terörizm Analiz Merkezi’ne (CAT) göre, Avrupa’da AB vatandaşı ya da ülkelerinde ikamet eden 7 binden fazla kişinin Cihadist gruplarla bağlantısı var.
CAT, Fransa için sayının 2 bin 370 olduğuna işaret ediyor. Bu ülkeyi ise İngiltere (1700), Almanya (960) ve Belçika (749) izliyor. Avusturya (355), İsveç (311), Hollanda (285) ve İspanya (223) da listede öne çıkan ülkeler olarak dikkat çekiyor.[8]
Cihadist grupların Avrupa (ve Avrupa dışında) gerçekleştirdikleri saldırılara birkaç örnek…
i) Terörün hedefi İran’ın Tahran’daki Meclis ve İran İslâm Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni’nin türbesi oldu. İki saldırıda 12 kişi öldü, 42 kişi yaralandı. Eylemleri terör örgütü IŞID üstlendi![9]
ii) Manchester’da İslâmcı teröristin bombalı intihar saldırısından sonra, “ruh hastası”, “yalnız kurt” klişesi gündeme gelmedi. İntihar eylemcisi Libya’da savaşmıştı, güçlü ve uzmanlık gerektiren karmaşıklıkta bir bomba kullanılmıştı![10]
iii) Londra’da parlamento binası yakınlarında ve Westminster Köprüsü üzerinde çok sayıda kişi yaralandı.[11] Saldırgan ateş açtı, aracıyla yayaları ezerek ilerledi. Saldırıda 5 kişi yaşamını yitirdi, 40 kişi yaralandı. Polis, gerçekleşen bu terör saldırısında saldırganın “Asya” görünümlü bir kişi olduğunu açıkladı![12]
‘İngiltere Terörle Mücadele Birimi’ Komiser Yardımcısı Mark Rowley, Londra’nın kalbi olarak nitelendirilebilecek İngiliz parlamentosu, Başbakanlık ve bakanlıkların olduğu Westminster’daki saldırının tek bir kişi tarafından gerçekleştirildiğinin düşünüldüğünü belirterek, saldırganın güvenlik güçlerince etkisiz hâle getirildiğini hatırlattı![13]
iv) İsveç Stockholm’de trafiğe kapalı Drottning Caddesi’nde yayaların üzerine pikaplı saldırı yapıldı. Saldırıda 4 kişi yaşamını yitirdi,15 kişi yaralandı![14]
v) Almanya’nın Bavyera Eyaleti bir hafta içerisinde 3’üncü kez saldırıya uğradı. Ansbach’da bir restorana düzenlenen saldırıda 1 kişi yaşamını yitirdi. Saldırının asıl hedefinin kentte düzenlenen festival olduğu belirtildi![15]
vi) Viyana’da Schwedenplatz bölgesindeki sinagog yakınlarında silahlı terör saldırısı düzenlendi: 4 ölü, 7’si ağır 15 yaralı var![16]
vii) İspanya Barselona’da bir minibüs kalabalığın arasına daldı. Katalan Yönetimi’nin açıklamasına göre saldırıda 14 kişi öldüğünü, 100 kişinin yaralandığını açıkladı. Polis, olayın bir “terör saldırısı” olduğunu ve saldırganların vurularak öldürüldüğünü doğruladı. Katalan polisi sözcüsü, Cambrils’te düzenlenen operasyonda 4 saldırganın öldürüldüğünü, 1 saldırganın ise yaralı olduğunu açıkladı. Olayda 6 sivil ve 1 polis memuru yaralandı![17]
viii) Fransa Rouen’ın Saint-Etienne-du-Rouvary kasabasındaki kiliseye ayin sırasında giren iki bıçaklı saldırgan, kilisenin rahibini, iki rahibeyi ve ayine katılanları rehin aldı. Polis olay yerine ulaşmadan kısa bir süre önce kilise ve çevresinden silah sesleri duyulduğu belirtilirken yapılan operasyonda her iki saldırganın da öldürüldüğü açıklandı![18]
ix) Nice’in merkezinde kamyon 14 Temmuz Ulusal Gün (Bastille Günü) kutlaması yapan kalabalığın içine daldı. Paris Savcısı olay sonrası yaptığı açıklamada, 10’u çocuk ve genç, 84 kişi öldüğünü, 52’sinin durumu ağır 202 yaralının olduğunu söyledi.[19] Fransa basını, saldırıyı gerçekleştiren kişinin Mohamed Lahouaiej Bouhlel isimli Tunuslu olduğunu yazdı![20]
x) Berlin’de Noel Pazarı kana bulandı. 2016 Temmuz’unda Nice’teki IŞİD saldırısı benzeri olayda, TIR kalabalığın arasına daldı, en az 12 kişi yaşamını yitirirken, 48’i aşkın kişi de yaralandı. 12 kişinin ölümüne yol açtığı iddiasıyla Pakistan uyruklu bir sığınmacı gözaltına alındı![21]
xi) Yeni Zelanda’nın Christchurch kasabasının Hagley Park bölgesindeki Al Noor Camisi içerisine silahlı saldırganlarca ateş açıldı. Saldırı esnasında camide, cuma namazı için 200 kişinin bulunduğu belirtildi. Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern saldırılarda 49 kişinin öldüğünü ve 20’si ağır olmak üzere 48 kişinin yaralandığını açıkladı. Saldırgan Brenton Tarrant yayımladığı manifestosunda 2011 yılında Norveç’te 77 kişiyi öldüren Anders Behring Breivik’ten ilham aldığını belirtti![22]
xii) Bağdat’ta iki farklı bölgede günün ilk saatlerinde bombalar patladı. Yüzden fazla kişinin yaralandığı saldırılarda ölü sayısı 165’e yükseldi. Saldırıyı IŞİD üstlendi![23]
xiii) Sri Lanka’da 21 Nisan 2019’de, iç savaşın sona erdiği 2009’dan beri en büyük saldırılarla sarsıldı. Hıristiyanların Paskalya Yortusu kapsamında kutlamaların yapıldığı ülkede kiliseler ve otellerin de aralarında bulunduğu 8 noktaya düzenlenen intihar saldırılarında ikisi Türkiyeli en az 207 kişi yaşamını yitirdi, 450’den fazla kişi ise yaralandı. Yaşamını yitirenler arasında en az 30 yabancı ülke vatandaşının olduğu kaydedildi. Saldırılarda Paskalya ayinlerinin düzenlendiği Kochchikade’de St. Anthony’s, Katana’da St.Sebastian ve Batticaloa’da bir kilise ile Kolombo’daki beş yıldızlı üç oteli hedef oldu. Ardından Kolombo’nun banliyölerinde iki ayrı saldırı daha düzenlendiği haberi geldi.[24] Saldırıları IŞİD üstlendi![25] Hükümet yetkilileri saldırılardan Ulusal Tevhit Cemaati adındaki örgütü sorumlu tuttu. Tevhit Cemaati’ne Suriye’de savaşıp geri dönen cihatçı militanların bu örgüte katıldığı ve hatta örgütün İŞİD ile El Kaide ile bağlantılarının olduğu iddia ediliyor![26]
xiv) New York Manhattan’daki otobüs terminalinde patlama oldu. El yapımı bir bombanın neden olduğu düşünülen patlamada tek yaralının gözaltındaki şüpheli olduğu belirtildi. Belediye Başkanı Bill de Blasio, patlamanın “terör saldırısı girişimi” olduğunu söyledi. Vali Andrew Cuomo da “terörle ilgili” olarak nitelendirdiği saldırıda kullanılan düzeneğin “düşük teknolojili” olduğunu ifade etti![27]
xv) ABD’nin Teksas eyaleti San Antonio şehrinde, kiliseye giren kişi, ibadet eden insanlara ateş açtı. Saldırıda en az 27 kişinin öldüğü, 30 kişinin de yaralandığı öğrenildi. Teksas polisi, saldırganın vurularak öldürüldüğünü açıkladı. ‘Boston Globe’ gazetesinin haberine göre, 2017’de gerçekleşen ve kitlesel silahlı saldırıların sayısı 307’ye ulaştı![28]
“ÇİFTE STANDART”
İşin bir yanı buysa; diğer yanı da uygulanan yaygın çifte standart!
“Nasıl” mı?
“Terör” deyince “Bu kez esmer-kara gözlüler yerine beyaz tenli-mavi gözlüler öldürüldüğü için öfkeleniyoruz. George W. Bush ile Kut el Amara Lordu Blair, Irak’ın işgaliyle kendi savaş suçlarının başlangıç vuruşunu yaptıklarında, Iraklılar zerrece umurumuzda değildi. Bir yılda 10 bin, 20 bin mi ölmüş? Ya da Bush’un dediği gibi “Üç aşağı beş yukarı 30 bin” mi? Üç aşağı beş yukarı ne? Ama bizim pek değerli ölülerimizle ilgili böyle bir mesele yok. Mesela, Irak Savaşı’nda 4 bin 486 ABD askeri personeli öldü.”[29]
İyi de bu büyük -kapitalist- terör değil miydi?
Örneğin George Jackson’ın, “[Amerika] dünyanın tarihinin en gerici ve en şiddet dolu egemen sınıfı tarafından yönetiliyor, burada insanların çoğunluğu, dünyanın sefaletine ve rahatsızlığına dayanarak var olduklarını basitçe anlayamıyorlar,” saptamasındaki gerçek!
Unuttunuz mu?!
ABD yönetimi, kimyasal silah yalanına dayanarak 2003’te Irak’a saldırdı. Yalan çok açıktı. Örneğin, uzun yıllar Birleşmiş Milletler namına Irak’ta silah denetçiliği yapan Scott Rider’le yapılan söyleşide, bu iddialar çürütülüyor, yalan politikasının amacı gösteriliyordu. Söyleşinin Türkçe çevirisini içeren kitapçık 2002 yılının son aylarında Irak’a Savaş başlığıyla yayımlandı.[30]
Rider, Saddam Hüseyin’le El Kaide arasında bağ olduğu iddiasının da yalan olduğunu belirtiyordu. Irak’ta dış müdahaleyle rejim değiştirmenin demokrasi yolunu açmayacağının altını çiziyordu. Yapıtta, George Bush yönetiminin bir kıyamet senaryosu tasarladıkları, bunun kıyamet sonrası temizlenerek yeniden doğuş inancının bir tür tezahürü olduğu vurgulanıyordu.
ABD yönetimi bilerek ve isteyerek Ortadoğu’da kaos yarattı. Terör kaosundan yeni bir düzen çıkacağına inanıyordu! Maliyeti de meydandaydı…
Dahası da var!
ABD Başkanı Donald Trump, IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi’nin ABD özel kuvvetlerince Suriye’de düzenlenen operasyonda öldürülmesini, “Dünyanın bir numaralı terörist lideri öldü,” zafer çığlığıyla duyurdu. Tıpkı daha önce Obama’nın Bin Ladin’e yaptığı gibi…
İyi de bunlar da devlet terörü değil miydi? Esasta “farklı” olan neydi ki?!
Ya İslâmafobi Avrupa’sının “Jan Dark”ı Oriana Fallaci’nin, “... ‘Bin Ladin=İslâm dünyası’na muhatap olmak imkânsız,”[31] ifadesinin, bir IŞİD’ciden nihai kertede farkı olabilir mi? Elbette ol(a)maz!
Bir şey daha: “Al Baghdadi 1.6 milyon Müslümanın liderliğine soyunarak dünyaya savaş ilan ettiğinde, bu kötü bir şaka gibiydi. IŞİD kafa keser, insanları canlı canlı yakar, toprağa gömer, her gün yeni bir cinayet yöntemi icat eder, kadınları cariye olarak alıp satarken, Kuzey Afrika’da yeni şubeler açarken de Batı’da tepki, ‘önce Esad gitsin ondan sonra düzelir’, biçimindeydi: Orada uzakta bir savaş, arada sırada bomba, insansız hava araçları, roket, belki biraz özel güçler, filan. ‘Zaten IŞİD İslâm’ı temsil etmiyor’. ‘Gerçek İslâm bu değil’... Ve bu arada daha önce birbiriyle konuşamayanları buluşturmaya başlayan ‘IŞİD tehdidi’, yeni diplomatik olanaklar,”[32] sunulmadı mı?!
Hatırlayın: Bir Avustralyalı, Yeni Zelanda’da iki camide, Müslümanlara yönelik vahşi bir katliam yaptı. 50 kişi yaşamını yitirdi. İki gün önce de, 18 Mart 2019’da Hollanda’da bir Türkiyeli tramvayda 3 kişiyi öldürdü. Bu terör eyleminin, Yeni Zelanda’daki katliamdan birkaç güç sonra yaşanması, akıllara ürkütücü sorular getirdi. Sorun çok boyutlu, yapısal.
Birincisi: Dünyada yükselen aşırı sağ, faşist, Nazi hayranı akımların; Müslüman, sığınmacı, göçmen, Afrikalı, Türk düşmanlığının, bunları besleyen, bunlardan beslenen terör eylemlerinin pek çok sebebi var. Tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel, iktisadi, dinsel nedenler ilk akla gelenler.
İkincisi: Bu terör eylemleri yaygınlık kazanıyor, sıklaşıyor.
Üçüncüsü: Batı’da, İngiltere’den Fransa’ya, Kanada’dan ABD’ye, Almanya’dan Avustralya’ya dek geniş bir coğrafyada, Müslümanlara, yabancılara, mültecilere yönelik saldırılarda belirgin artış var. Bu artış, aşırı sağ, ırkçı, vahşi kapitalist, neo-liberal, popülist, otoriter akımların güçlenmesine koşut olarak gelişiyor.
Dördüncüsü: Saldırganlar, eskiden, normal koşullarda sol partilere oy veren, vermesi beklenen sınıflar, katmanlar arasından çıkıyor. Yani çoğunluğu emekçi, düşük eğitimli, dar gelirli.
Beşincisi: Yerkürede aşırı sağ, Nazi hayranı akımların hem sokaktaki gücü, hem siyasetteki ağırlığı artıyor. Bu hareketin mensupları hızla silahlanıyor, daha da militanlaşıyorlar.
Altıncısı: Tüm dünyada saldırılar bunca sıklaşır ve yaygınlaşırken, teröristleri, tek başına eylem yapan “bireysel eylemci”, “yalnız kurt” olarak veya “akıl hastası”, “ruhsal açıdan sorunlu” olarak göstermek, sorunu sıradanlaştırma, olağanlaştırma tehlikesini barındırıyor.
Bu da, terörizmin asli nedenini ve sorumlularını gölgeliyor!
Evet, Yeni Zelanda’daki katliamı konusunda Strasburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Samim Akgönül, “Bütün dünyada her şey gibi aşırı sağ da ırkçılık da küreselleşiyor. Bir tarafın söyleminin radikalleştirmesi diğer tarafın da radikalleşmesine neden oluyor”; Regent’s Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Sirkeci, “Devlet politikaları da insanları aşırı sağa itiyor. Saldırının okumasının buradan yapılması daha doğru,”[33] değerlenlendirmeleri yerli yerinde.
“Farklı” olduğu “iddia” edilenler, kapitalizmin ikiyüzlü Janus’larıdır.
‘Küresel Terörizm Veri Tabanı’nına göre 2014’ün Ekim’inde ABD’nin Pittsburg kentinde bir sinagoga yönelik silahlı saldırıda 11 Musevi yaşamını yitirmişti. Yeni Zelanda’da Christchurch kasabasında Müslümanları hedef alan saldırıda 49 kişi yaşamını yitirdi, onlarcası yaralandı.
Yine California San Diego’da bir sinagoga yönelik silahlı saldırıda bir kişi öldü. BBC, ABD’de en son verilerin Yahudi düşmanı saldırılarda 2017’de yüzde 57 artış olduğunu aktarıyordu.[34]
Birleşmiş Milletler’in yayınladığı listede El Kaide’den El Şebab’a, Abdullah Azzam Tugayları’ndan Ebu Seyyaf Grubu’na, Taliban’dan Kafkasya Emirliği’ne, IŞİD’den Boko Haram’a kadar onlarca “İslâmi terör örgütü”nden söz ederken; Kuzey Amerika’daki, Avrupa’daki, Yeni Zelanda’daki neo-faşist saldırılardan, “çifte standart”sızca söz etmek gerekmiyor mu?
Ya da Usame Bin Ladin kimin mamulû idi acaba?
USAME BİN LADİN KİMİN MAMULÛ
Baruch Spinoza’nın, “Onu şeytan aldattı diyebilirler. İyi ama şeytanı kim aldattı?” sözleri Usame Bin Ladin meselesini yeterince net biçimde özetler…
Evet, El Kaide’nin 11 Eylül 2011 saldırıları yeni bir savaş biçiminin başlangıcı idi. Önemli sonuçlara yol açtı.
“Eski MI5 şefi Leydi Eliza Manningham-Buller’ın sözleriyle, 11 Eylül bir savaş sebebi değil, bir suçtu. O kadar.[35] Ancak Peter Bergen ve Paul Cruickshank’ın yaptığı çalışmanın ortaya koyduğu gibi, Irak savaşı yıllık cihatçı saldırılarında yedi kat artışa yol açtı.
Bin Ladin, Afganistan’da Sovyetler’e karşı mücahit olarak başlamıştı. O zamanlar amacı, yabancı güçleri Arap Yarımadası’ndan çıkarmaktı. Sonra herkese karşı eylem yapınca teröriste dönüştü. Aslında Kaide eylemleri, ‘Yahudi ve Hıristiyanlardan’ daha çok Müslüman öldürdü.”[36]
**KİMİ EL KAİDE SALDIRILARI**[37]
26 Şubat 1993
New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne düzenlenen saldırıda 6 kişi öldü, yaklaşık 1000 kişi yaralandı.
13 Kasım 1995
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da, Muhafız teşkilâtı binasının önünde bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda 5 ABD askerî ve 2 Hintli öldü, 60’tan fazla kişi yaralandı.
25 Haziran 1996
Suudi Arabistan’ın Dahran kenti yakınlarındaki Hobar Amerikan üssünün girişine iki ton patlayıcı yüklü kamyonla düzenlenen saldırıda 19 Amerikalı öldü, 386 kişi yaralandı.
7 Ağustos 1998
Kenya ve Tanzanya’daki ABD büyükelçilikleri yakınlarında patlayıcı yüklü 2 araçla eşzamanlı olarak düzenlenen saldırılarda 12’si Amerikalı 224 kişi öldü, binlerce kişi yaralandı.
12 Ekim 2000
Yemen’in Aden limanında Amerikan USS Cole destroyerine düzenlenen saldırıda 17 Amerikalı bahriyeli öldü.
11 Eylül 2001
Toplam 266 kişi taşıyan dört yolcu uçağı kaçırıldı. Uçaklardan 3’ü ile New York’ta Dünya Ticaret Merkezi’nin iki gökdelenine ve Washington’daki Savunma Bakanlığı’na saldırıldı. 4. uçak Pennsylvania’ya düştü. Saldırılarda yaklaşık 3 bin kişi öldü.
11 Mart 2004
İspanya’nın başkenti Madrid ve banliyösünde 3 tren garında trenlere yönelik saldırılarda 191 kişi öldü.
7 Temmuz 2005
İngiltere’nin başkenti Londra’da metro ve bir otobüse düzenlenen 4 intihar saldırısında 56 kişi öldü.
23 Temmuz 2005
Mısır’ın Şarm el Şeyh kentindeki turistik yerlere düzenlenen intihar saldırılarında 68 kişi öldü.
9 Kasım 2005
Ürdün’ün başkenti Amman’da otellere düzenlenen 3’lü intihar saldırısında 60 kişi öldü.
17 Eylül 2008
Yemen’in başkenti Sana’daki ABD Büyükelçiliği’ne bomba yüklü araçlarla düzenlenen saldırıda 6’sı saldırgan, 16 kişi öldü.
20 Eylül 2008
Pakistan’ın başkenti İslâmabad’daki Marriott oteline bomba yüklü kamyonla düzenlenen intihar saldırısında 60 kişi öldü.
24 Kasım 2010
Yemen’in kuzeyinde Şii ayrılıkçıların dini töreni sırasında düzenlenen intihar saldırısında 23 kişi öldü.
Bu kadar “büyük işleri” kotaran Usame Bin Ladin neydi? Arkasında birileri var mıydı?
Yanıtlayayım: FBT’a göre “11 Eylül saldırılarının kurbanlarının yakınları üst düzey Suudi isimlerin faaliyetleriyle ilgili belgenin Riyad’ın saldırıya karıştığına dair kuşkuya yer bırakmadığını düşünüyor”ken;[38] Bin Ladin Pakistan’da yıllarca fark edilmemiş! Bu mümkün mü?
Afganistan’ı 2001’de terk ederek Pakistan’a geldiği belirtilen Usame bin Ladin’in, operasyonda öldürüldüğü Abbottabad’a yerleştiği ve uzun yıllar “dikkat çekmeden” arkadaşlarıyla birlikte burada yaşadığı, dikkat çekmemek için “kovboy şapkası” da taktığı ileri sürülüyordu.
Yıllar boyunca Ladin ve arkadaşlarının yaşadıkları binanın hiç dikkat çekmediği belirtilen konuya ilişkin raporda, “Tüm mahallenin, yerel yetkililerin, polisin, güvenlik kuvvetlerinin ve istihbarat yetkililerinin, binanın ve kapladığı alanın boyutunu, garip şeklini, dikenli telle çevrili olmasını, arabaların ve misafirlerin gelmeyişini altı yıl boyunca fark etmemesi akıl almaz bir olay,”[39] deniliyordu.
İyi de bu nasıl olabiliyordu?
Ayrıca Vijay Prashad, Usame Bin Ladin’e ilişkin “Bilgiyi ABD’ye 2010’da Pakistan istihbaratı (ISI) yetkilisinden geldi. Bu yetkili CIA’in İslâmabad, Pakistan’daki bölge şefine bilgileri sattı,”[40] derken ekliyordu Tarık Ali:
“Usame bin Ladin, Kakul Askeri Akademisi’ne yakın, güvenli bir evdeydi. Akla gelen tek ilginç soru, Ladin’e kimin, niye ihanet ettiği. Sızıntı yalnızca ISI (Pakistan İstihbarat Teşkilâtı) kaynaklı olabilir… Şimdi Amerikalılar altın yumurtlayan tavuklarını kendileri öldürdü. Vaat edilen armağan neydi ve kimeydi?”[41]
Konuya ilişkin olarak Suudi Arabistan’da yayımlanan ‘El Vatan’ın “bölgesel bir kaynağa” dayanarak verdiği haberde, Bin Ladin ile Zevahiri arasında anlaşmazlıklar olduğu belirtilerek, El Kaide’nin iki numaralı ismi Eyman el Zevahiri’nin denetimindeki Mısırlı örgüt üyelerinin, Amerikalıların Usame bin Ladin’in yerini bulmasını sağladığı öne sürdü.[42]
Bir diğer iddia ise Usame Bin Ladin’in yerinin belirlenmesinde Guantanamo esir kampındaki tutsaklar üzerinde uygulanan işkenceli sorguların işe yaradığıydı.[43]
Her nasıl olursa olsun ABD mamûlatı Usame Bin Ladin’in ölü ele geçirilmesi, esasında ABD’nin hem polis hem de yargıç olma fonksiyonunu ortaya koydu.
Evet, ABD her şeydi! Örneğin Usame bin Ladin’in öldürülmesi konusunda Federal Almanya’nın eski sosyal demokrat başbakanlarından Helmut Schmidt, uluslararası hukukun ve BM Şartı’nın ihlâl edildiği bir operasyonla karşı karşıya olunduğunu açıklarken;[44] Amerika için “Bin Ladin’in ölümü çok önemliydi, Kaide üzerindeki tesirinden çok, ABD’nin 11 Eylül sonrası şeytanlaştırmasında biricik pozisyonundan ötürü.”[45]
Ancak -Venezüella’daki Nicolás Maduro örneğindeki üzere!- düşünmek gerek: “Bin Ladin operasyonunun planlı bir suikast olduğu ve uluslararası hukukun temel kurallarını ihlâl ettiği açık. Görünüşe göre silahsız kurbanı ele geçirmek için hiçbir girişimde bulunulmadı, oysa (üzerlerine yürünmesi dışında) hiçbir direnişle karşılaşmayan 80 komando bunu yapabilirdi.
Pakistan’ın Bin Ladin’in üzerine gitmemesinden dolayı ABD’nin kızgın olduğuna dair de epey yazılıp çiziliyor; Pakistan güvenlik güçlerinin belli unsurlarının Bin Ladin’in Abbottabad’da olduğunu bildiği söyleniyor. Pakistan’ın ABD’nin siyasi bir suikast düzenlemek için topraklarına girmesine duyduğu kızgınlıktansa pek bahsedilmiyor. Pakistan’da Amerikan karşıtı hissiyat zaten güçlü ve tüm bu olanlar o hissiyatı daha da güçlendirecek. Cesedi denize atma kararı da Müslüman dünyanın büyük bölümünde hem öfke hem kuşku yaratıyor. Iraklı komandolar, George W. Bush’u öldürüp cesedini Atlantik’e atsa nasıl tepki verirdik? Bush’un işlediği suçlar, Bin Ladin’inkileri fersah fersah aştı ve o bir ‘zanlı’ değil, ‘karar verici’. Nürnberg Mahkemeleri’nde Nazi suçlularını darağacına gönderen karardan alıntı yaparsak Bush, ‘diğer savaş suçlarından sadece kendi içinde bütünün birikmiş kötülüğünü barındırmasıyla ayrılan bir uluslararası suçun işlenmesine yol açan emirleri verdi’. Onun emirleriyle yüz binlerce insan öldü, milyonlarca kişi mülteci konumuna düştü, ülkenin büyük bölümü tahrip edildi ve bölgedeki mezhep çatışmasının fitili yakıldı.
Küba yolcu uçağını bombayla düşüren ve Florida’da huzur içinde ölen Orlando Bosch içinse daha fazlası söylenebilir. Sözgelimi ‘Bush doktrinine’ atıfta bulunup teröristlere kol kanat geren ülkelerin en az teröristler kadar suçlu olduğunu ve buna göre muamele görmeleri gerektiğini söyleyebiliriz. Bush’un bunları söylerken ABD’nin işgal edilip yıkıma uğratılmasını ve suçlu devlet başkanının öldürülmesini istediği kimsenin dikkatini çekmemiş gibi görünüyor.
Aynısı, operasyonun ismi için de geçerli: Geronimo. Emperyal mentalite, Batı toplumlarına öylesine işlemiş ki, Bin Ladin’i soykırım yapan işgalcilere karşı direnişle özdeşleştirerek methettiklerini kimse göremiyor. Bu, silahlarımıza işlediğimiz suçların kurbanlarının isimlerini vermemize benziyor: Apache, Tomahawk... Alman Hava Kuvvetleri’nin savaş uçaklarına ‘Yahudi’ ve ‘Çingene’ ismi vermesi gibi adeta. Daha söylenecek çok şey var, fakat en bariz ve basit gerçekler bile üzerinde fazlaca kafa yormamızı sağlıyor zaten.”[46]
Ve bir şey daha: ABD Başkanı Barack Obama, Usame Bin Ladin’in katlini, “Adalet yerini buldu” sözleriyle duyurdu. Yani İkinci dönem başkanlık adaylığını yeni açıklayan Barack Obama’nın “Çılgın Projesi” de Usame Bin Ladin’in keyfi katli oldu.
İşte emperyalistlerinin “adalet(sizliğ)i”; Usame Bin Ladin’in 12 yaşındaki kızının ABD özel timlerinin babasını canlı ele geçirip ailesinin gözleri önünde başından vurduğunu anlatmasında vücut bulan![47]
Ve de Amerikan Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) üst düzey bir yetkili, baskında öldürülen 5 kişiden sadece birinin silahlı olduğunu söylerken;[48] ABD’li bir yetkiliye göre çatışma sırasında “Bin Ladin’in silahı da yoktu,”[49] denmesinde ifşa olan!
“NİHAYET”
“İnanç, tam olarak insanın aklın sonuna geldiği yerde başlar,”[50] betimlemesiyle müsemma Bin Ladin’siz dünya daha güvenli ve huzurlu ol(a)madı; olamazdı da…
Çünkü onların dünyası kapitalizmle sınırlıydı ve başka türlü olmaları da mümkün değildi. 2017 - 2025 kesitinde Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) lideri (ve Irak’ta IŞİD üyesi) olan Ahmed eş-Şara’nın Suriye Devlet Başkanlığı’na getirilmesi ABD’den onay almadı mı?…[51]
25 Ekim 2026 14:27:18, Muğla.
*DEĞERLİ GÖRÜŞDERGİSİ.COM OKURLARI,*
*Tamamen redaksiyonumuzdan kaynaklanan bir hata nedeniyle, dergimizin değerli yazarlarından Temel Demirer’in Kasım 2026 sayısında yayımlanan makalesinin başlığı yanlışlıkla değiştirilmiştir. Yazarımızın makalesinin doğru başlığı
"HANGİ KILIKTA OLURSA OLSUN, TERÖR KAPİTALİZME MÜNDEMİÇTİR” olmasına rağmen, makale “Kapitalizm ve Terör: Değişen Kılıklar, Değişmeyen İlişki” başlığıyla yayımlanmıştır.*
*Söz konusu hata için yazarımız Temel Demirer’den ve değerli okurlarımızdan özür dileriz.*
*GörüşDergisi Redaksiyonu*
*N O T L A R*
[1] Albert Camus.
[2] Hasan Bülent Kahraman, “15 Dakikalığına 11 Eylül...”, Sabah, 16 Kasım 2015, s.20.
[3] Ahmet Hakan, “Paris Saldırıları Hakkında Beş Şey Söyleyeceğim”, Hürriyet, 15 Kasım 2015, s.4.
[4] Fadime Özkan, “Prof. Dr. Ayşe Güveli: İslâmofobinin Panzehiri Türkiye’nin AB Üyeliği”, Star, 19 Ocak 2015, s.14.
[5] Slavoj Zizek, “Paris Saldırıları Ertesinde Sol Ne Yapmalı? (2): Bireysel Özgürlükler”, 21 Kasım 2015… http://sendika7.org/2015/11/paris-saldirilari-ertesinde-sol-ne-yapmali-2-bireysel-ozgurlukler-slavoj-zizek/
[6] Orhan Miroğlu, “DAİŞ, Dünyanın Düzeniyle Oynuyor”, Star, 23 Kasım 2015… http://haber.star.com.tr/yazar/dais-dunyanin-duzeniyle-oynuyor/yazi-1071445
[7] Özlem Yüzak, “‘Öfkeli’ Geleceğimiz...”, Cumhuriyet, 19 Ağustos 2016, s.8.
[8] Güven Özalp, “Avrupa’yı Korkutan Sayı! Tam 7 Binden Fazla DEAŞ’lı...”, Hürriyet, 27 Aralık 2017, s.12.
[9] “DEAŞ Terörü Tahran’da”, Hürriyet, 8 Haziran 2017, s.25.
[10] Ergin Yıldızoğlu, “Davet - Cihat - Şiddet”, Cumhuriyet, 29 Mayıs 2017, s.9.
[11] “Londra’da Saldırı Dehşeti”, Hürriyet, 23 Mart 2017, s.24.
[12] “Londra’da Silahlı Saldırı: 5 Ölü, 40 Yaralı”, Cumhuriyet, 23 Mart 2017, s.12.
[13] Nevsal Elevli, “Londra’da Dehşet Günü!”, Milliyet, 23 Mart 2017, s.19.
[14] “Stockholm’de Terör Saldırısı: 4 Ölü, 15 Yaralı”, Cumhuriyet, 8 Nisan 2017, s.18.
[15] “Almanya’da Bombalı, ABD’de Silahlı Saldırı”, Gündem, 26 Temmuz 2016, s.13.
[16] “Viyana’da Terör Saldırısı”, Cumhuriyet, 4 Kasım 2020, s.7.
[17] “Barselona’da Terör: 14 Ölü, 100 Yaralı...”, Cumhuriyet, 18 Ağustos 2017, s.7.
[18] “Fransa’da Kilisede Rehin Alınan Rahip Boğazı Kesilerek Öldürüldü”, Cumhuriyet, 27 Temmuz 2016, s.7.
[19] Yüzlerce ölü ve yaralı, bugüne kadar Batı ülkelerinde bir tek kişi tarafından gerçekleştirilen en kanlı terör saldırısı olma özelliği taşıyor. Bu elim rekoru daha önce 77 kişiyi tek tek öldüren Norveçli Anders Breivik elinde tutuyordu. (Ahmet İnsel, “İslâmi Terör”, Cumhuriyet, 16 Temmuz 2016, s.11.)
[20] “Fransa’da Kutlamalara Kamyonla Saldırı: 10’u Çocuk 84 Ölü”, Cumhuriyet, 16 Temmuz 2016, s.10.
[21] “Berlin’de Noel Pazarına TIR’lı Saldırı: En Az 12 Ölü, 48 Yaralı”, Cumhuriyet, 20 Aralık 2016, s.12.
[22] Saldırganın, kendi YouTube sayfasından 70 sayfalık bir manifesto yayınlandığı ortaya çıktı.
Tarrant’ın manifestosunda Türklerle ilgili bir bölüm de yer alıyor.
“Türklere” başlığının yer aldığı bölümde şu ifadelere yer verilmiş:
“Topraklarınızda huzur içinde yaşayabilirsiniz, size zarar gelmeyecek. Boğaz’ın Doğu yakasında.”
Ama Boğaz’ın Batı yakasında bir yerde yaşamayı denerseniz, Avrupa’ya gelirseniz sizi öldüreceğiz.
Konstantinopolis’e gelir, tüm cami ve minareleri yıkarız. Ayasofya minarelerden kurtulacak ve Konstantinapol hak edildiği gibi tekrar Hıristiyan şehri olacak.” (“Yeni Zelanda: Camide Irkçı Katliam 49 Ölü”, Yeni Yaşam, 16 Mart 2019, s.9.)
[23] “Bağdat’ta İntihar Saldırıları: Ölü Sayısı 165’e Yükseldi”, Cumhuriyet, 4 Temmuz 2016, s.7.
[24] “Sri Lanka’da Kiliseler ve Otellerde Patlama”, Cumhuriyet, 22 Nisan 2019, s.7.
[25] “Saldırıyı Üstlenen Örgüt Belli Oldu”, Cumhuriyet, 24 Nisan 2019, s.7.
[26] Barış Adıbelli, “Hint Okyanusu’nda Batmayan Uçak Gemisi: Sri Lanka”, Birgün, 23 Nisan 2019, s.5.
[27] “New York’ta Terör Saldırısı Girişimi”, Cumhuriyet, 12 Aralık 2017, s.7.
[28] “Teksas’da Kilisede Katliam: Çok Sayıda Ölü Var”, Hürriyet, 6 Kasım 2017… http://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-teksasda-kilisede-katliam-cok-sayida-olu-var-40635019
[29] Robert Fisk, “Eski Batı Müdahalelerinin Müstehcen Yeniden Yapımı”, Radikal, 24 Ocak 2013, s.18.
[30] Scott Ritter-William R. Pitt, Irak’a Savaş: Bush Yönetiminin Bilmenizi İstemediği Gerçekler, çev: Çiçek Öztek, Metis Yay., 2002.
[31] Nilgün Cerrahoğlu, “Avrupa’da İslâm Eşit ‘IŞİD’ mi Oldu?”, Cumhuriyet, 21 Kasım 2015, s.12.
[32] Ergin Yıldızoğlu, “Tarih Yine Yön Değiştiriyor…”, Cumhuriyet, 24 Kasım 2015, s.8.
[33] Rıfat Kırcı, “Aşırı Sağcı Şiddet Küreselleşiyor”, Birgün, 16 Mart 2019, s.5.
[34] Ergin Yıldızoğlu, “Küresel Terörizm - ‘Vilayet-i Türkiye’…”, Cumhuriyet, 2 Mayıs 2019, s.11.
[35] “11 Eylül Hâlâ Sürüyor”, The Guardian, 9 Eylül 2011.
[36] Cihad El Hazin, “Zevahiri, Selefi Bin Ladin’den Daha Zeki”, Hayat Gazetesi, 18 Haziran 2011.
[37] “El Kaide Saldırıları”, Cumhuriyet, 3 Mayıs 2011, s.12.
[38] “Riyad Sırları Ortaya Çıktı”, Cumhuriyet, 13 Eylül 2021, s.7.
[39] “Kovboy Şapkasıyla Dolaşmış”, Cumhuriyet, 10 Temmuz 2013, s.12.
[40] Vijay Prashad, “Bin Ladin’in Ölümü”, Birgün Pazar, Yıl: 12, No: 427, 17 Mayıs 2015, s.11.
[41] Tarık Ali, “Usame’nin Yerini Onlara Kim Söyledi?”, Evrensel, 4 Mayıs 2011, s.8.
[42] “Bu da Suudi Komplosu”, Cumhuriyet, 6 Mayıs 2011, s.10.
[43] “Meğer Dünyayı İşkence Kurtarmış”, Cumhuriyet, 4 Mayıs 2011, s.11.
[44] Osman Çutsay, “Uluslararası Hukuk İhlâl Edildi”, Cumhuriyet, 4 Mayıs 2011, s.10.
[45] Patrick Cockburn, “Bin Ladin’in Ölümünden Bir Yıl Sonra, Kaide İçin Sırada Ne Var?”, The Independent, 1 Mayıs 2012.
[46] Noam Chomsky, “Bush’u Denize Atsalar Nasıl Tepki Verirdik?”, Guernica, 6 Mayıs 2011.
[47] “Babamı Canlı Ele Geçirip Öldürdüler”, Cumhuriyet, 5 Mayıs 2011, s.12.
[48] Elçin Poyrazlar, “Öldürülen 5 Kişiden 4’ü Silahsızdı”, Cumhuriyet, 6 Mayıs 2011, s.11.
[49] Elçin Poyrazlar, “Geronimo Nasıl Öldürüldü?”, Cumhuriyet, 4 Mayıs 2011, s.11.
[50] Søren Kierkegaard, Korku ve Titreme, çev: İbrahim Kapaklıkaya, Ağaç Yay., 2005.
[51] “İki ‘Terör Dönemi’ vardı... biri sıcak tutkuyla cinayet işleyen, diğeri vicdansız soğukkanlılıkla; biri yalnızca aylarca sürdü, diğeri bin yıl sürdü; biri bin kişiye ölüm getirdi, diğeri yüz milyona...” (Mark Twain.)

Okur Yorumları (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.