
From Disarmament to Social Trust: Peace-Oriented Discourse and Living Together in the Context of Law No. 7595
*Av. Vildan Yirmibeşoğlu*
Öz
Silahlı çatışmanın sona ermesi, toplumsal barış açısından önemli bir eşik olmakla birlikte çatışmanın insanlar ve kurumlar arasındaki ilişkilerde bıraktığı etkileri kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bu makale, 7595 sayılı Kanun’un oluşturduğu hukuki çerçeveden hareketle silah bırakmanın ardından toplumsal güvenin ve birlikte yaşama koşullarının nasıl güçlendirilebileceğini incelemektedir. Türkiye’deki çözüm arayışlarının tarihsel bağlamı ve kanunun erteleme hükümleri ele alındıktan sonra eşit yurttaşlık, mağdurların talepleri, ayrımcılık, nefret söylemi ve ifade özgürlüğü arasındaki ilişkiler tartışılmaktadır. Silahsızlanmanın teyidi ve sivil yaşama dönüş, Kuzey İrlanda ve Kolombiya deneyimlerinin gündeme getirdiği sorularla birlikte değerlendirilmektedir. Makale, barış dilinin eleştiri ve görüş ayrılıklarının bastırılması anlamına gelmediğini; hukuki kararların anlaşılır biçimde uygulanması, yanlış bilgilerin doğrulanması ve farklı kesimlerin hak taleplerinin dinlenmesiyle toplumsal karşılık bulabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda eğitim, medya, yerel katılım ve uygulamanın izlenmesi alanlarına ilişkin öneriler sunulmaktadır.
Anahtar kelimeler: 7595 sayılı Kanun; toplumsal güven; barış dili; eşit yurttaşlık; nefret söylemi.
Abstract
The end of armed conflict is an important step towards peace, but it does not automatically resolve the effects of conflict on relationships among people and institutions. Starting from the legal framework established by Law No. 7595, this article examines how social trust and the conditions for living together may be strengthened after disarmament. It first considers the historical context of peace initiatives in Türkiye and the law’s provisions on the deferral of criminal proceedings and sentence enforcement. It then discusses equal citizenship, victims’ demands, discrimination, hate speech, and freedom of expression. The verification of disarmament and the return to civilian life are considered alongside questions raised by the experiences of Northern Ireland and Colombia. The article argues that peace-oriented discourse does not require the suppression of criticism or disagreement. Its social value depends on the understandable application of legal decisions, the verification of disputed information, and serious attention to the rights and demands of different groups. It concludes with proposals concerning education, media, local participation, and the monitoring of implementation.
Keywords: Law No. 7595; social trust; peace-oriented discourse; equal citizenship; hate speech.
Giriş
Silahlı çatışmanın sona ermesi, yeni kayıpların önlenmesi açısından önemli bir eşiktir. Ancak silahların susması, çatışmanın insanlar ve kurumlar arasındaki ilişkilerde bıraktığı etkileri kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Mağdurların adalet ve güvenlik talepleri, silah bırakan kişilerin sivil yaşama dönüşü ve farklı kesimler arasında güvenin kurulması bu eşikten sonra da ele alınmalıdır. Galtung’un negatif ve pozitif barış ayrımı, şiddetin sona ermesiyle eşitlik, adalet ve güvene dayalı bir toplumsal yaşamın kurulması arasındaki farkı anlamaya yardımcı olur.[1]
Türkiye’de 2025’te çalışmalarına başlayan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, silah bırakmanın teyidini hukuki düzenleme, demokratikleşme ve toplumsal bütünleşmeyle birlikte ele almıştır.[2] Ardından kabul edilen 7595 sayılı Kanun, örgütün fiilî varlığına son verdiğinin ve silahlarını teslim ettiğinin tespitine bağlı belirli hukuki işlemleri düzenlemektedir.[3] Bu hukuki çerçevenin toplumsal yaşamda nasıl karşılık bulacağı ise ayrıca incelenmesi gereken bir sorudur.
Sürecin kamusal alanda nasıl konuşulduğu da bu sorunun parçasıdır. Feti Yıldız, Temmuz 2026’da yayımlanan açıklamasında “Terörsüz Türkiye” hedefini hukukun üstünlüğü, demokratik katılım ve toplumsal dayanışmayla ilişkilendirmiştir.[4] Daha sonraki paylaşımında ise farklı duyarlılıklara sahip kişilerin dışlanmaması ve özenli bir dil kullanılması çağrısında bulunmuştur.[5] Bu çağrı, kanuna yönelik eleştirilerin veya mağdurların hesap verebilirlik taleplerinin geri plana bırakılması anlamına gelmez. Yanlış bilgilerin dolaşımı, kimliklere yönelen genellemeler ve nefret söylemi karşısında barış dilinin nasıl kurulacağı; ifade özgürlüğü ve ayrımcılık yasağıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Bu makale, 7595 sayılı Kanun’un hukuki çerçevesini esas alarak silah bırakmanın ardından toplumsal güvenin ve birlikte yaşama koşullarının nasıl güçlendirilebileceğini incelemektedir. Türkiye’deki çözüm arayışlarının tarihsel ve hukuki bağlamından hareketle eşit yurttaşlığı ve barış dilini ele almakta; silahsızlanmanın teyidi, sivil yaşama dönüş ve karşılaştırmalı deneyimlerin ardından eğitim, medya, yerel katılım ve uygulamanın izlenmesine ilişkin önerileri tartışmaktadır.
1. TÜRKİYE’DE ÇÖZÜM ARAYIŞLARINDAN 2026 DÜZENLEMESİNE: TARİHSEL VE HUKUKİ BAĞLAM
Türkiye’de Kürt meselesine ve PKK ile süren silahlı çatışmanın sona erdirilmesine yönelik çözüm arayışları, farklı dönemlerin siyasal koşulları içinde gündeme gelmiştir. Bu girişimlerin kapsamı ve sonuçları farklılaşsa da 2025’te başlayan Meclis çalışmalarının ve 2026’da kabul edilen 7595 sayılı Kanun’un tarihsel arka planını anlamak için geçmişte denenen yolları incelemek gerekir. Bu geçmiş, hukuki düzenlemenin toplumsal barış beklentilerine nasıl karşılık verebileceği konusunda da cevaplanması gereken sorular ortaya çıkarır.
1.1. Türkiye’deki Çözüm Arayışlarının Kısa Tarihi
Kürt meselesinin ve PKK ile süren silahlı çatışmanın nasıl ele alınacağına ilişkin tartışmalarda, güvenlik politikalarının yanında kimlik, temel haklar ve demokratik temsil üzerinde de durulması gerektiği yönündeki görüşler, özellikle 1980’lerin sonundan itibaren siyasal alanda daha görünür hâle gelmiştir. Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) 1989 tarihli Doğu ve Güneydoğu Raporu, bu yaklaşımın örneklerinden biridir. Raporda Kürtçenin kullanılmasına ilişkin sınırlamaların kaldırılması ve kültürel hakların tanınması gibi öneriler, demokratikleşmeyle birlikte ele alınmıştır.[6] Böylece bölgedeki sorunların yalnızca silahlı şiddet üzerinden açıklanamayacağı, kimlik ve hak taleplerinin de dikkate alınması gerektiği ortaya konmuştur. Ancak bu taleplerin siyasal partiler aracılığıyla nasıl temsil edileceği konusunda görüş ayrılıkları yaşanmıştır. 1990’ların başındaki parti ilişkilerini inceleyen bir çalışma, Kürt kimliğine ilişkin taleplerin ana akım partiler ile Kürt siyasal aktörler arasındaki ilişkilerde nasıl bir gerilim konusu hâline geldiğini göstermektedir.[7]
Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde meselenin siyasal boyutu daha açık biçimde konuşulmaya başlanmıştır. Türkçe dışındaki dillerin kullanılmasına sınırlamalar getiren 2932 sayılı Kanun 1991’de yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişikliği destekleyen Özal, 1992’de Halkın Emek Partisi milletvekilleriyle de görüşmüştür. Bir çalışma, Özal’ın önceki yıllarda Kürtçeye ilişkin bazı önerileri eleştirirken daha sonra dil üzerindeki sınırlamaların kaldırılmasını desteklediğine dikkat çekmektedir.[8] Yaklaşımındaki bu değişim, dönemi başından sonuna aynı anlayışla yürütülmüş bir çözüm politikası olarak değerlendirmeyi güçleştirir. Yine de Kürt kimliğinin siyasal görüşmelerde açıkça konuşulması ve 2932 sayılı Kanun’un kaldırılması, meselenin güvenlik alanının dışında da ele alınmaya başladığını gösteren gelişmelerdir. 2932 sayılı Kanun’un yürürlükten kalkması, Kürtçenin eğitim ve yayın gibi alanlarda kullanımına ilişkin diğer sınırlamaları ise sona erdirmemiştir. [9]
Aynı dönemde, 1991’de kurulan Doğru Yol Partisi–Sosyaldemokrat Halkçı Parti (DYP–SHP) koalisyonuyla bu tartışma hükümetin açıklamalarına da yansımıştır. Başbakan Süleyman Demirel ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’nün Aralık 1991’deki Güneydoğu Anadolu ziyareti sırasında Demirel “Kürt realitesi”nin tanındığını belirtmiştir. İnönü ise ziyaretin ardından, bölge halkının hükümetin vaatlerini yerine getirmesini beklediğini ve bu beklentiyi karşılamanın kendileri için bir sorumluluk olduğunu vurgulamıştır.[10] 2013 tarihli Meclis araştırma raporu, ziyaretin yarattığı iyimserliği aktarırken vaatlerin karşılanmasındaki güçlükler ve artan şiddet nedeniyle bu havanın sürdürülemediğini de kaydetmektedir.[11] Dönemin deneyimi, siyasal açıklamaların yarattığı beklentilerin sonraki uygulamalarla da desteklenmesi gerektiğini göstermektedir.
Çözüm arayışları ilerleyen yıllarda Meclis çalışmalarına ve kanuni düzenlemelere de konu olmuştur. Ak Parti Hükümetinin 2009’da “Demokratik Açılım” adıyla gündeme getirdiği ve “Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi” olarak da adlandırdığı girişim, silahlı şiddetin sona erdirilmesi ile demokratik hak ve özgürlüklerin geliştirilmesini birlikte hedefleyen bir süreç olarak sunulmuştur. Girişimin kapsamı ve izlenecek yol TBMM Genel Kurulunda farklı siyasal görüşlerle tartışılmıştır.[12] Ardından 2013’te kurulan Meclis araştırma komisyonu, o dönemde yürütülen çözüm sürecini tarihsel, hukuki ve toplumsal yönleriyle incelemiştir.[13] Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun ise 2014’te süreç kapsamında yürütülecek çalışmalar için yasal bir çerçeve oluşturmuştur. Kanun, silahsızlanmanın yanı sıra silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşünü ve sosyal yaşama uyumunu da ele almıştır.[14] Böylece hukuki düzenleme ile toplumsal yaşama dönüş arasındaki ilişki, 2026’daki gelişmelerden önce de yasama gündemine girmiştir.
Güncel çözüm arayışının siyasal zemini ise 2024 sonbaharında belirginleşmiştir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’te TBMM yasama yılı açılışının ardından DEM Parti sıralarına giderek parti yöneticileri ve milletvekilleriyle tokalaşması, farklı siyasi aktörler arasında diyalog kurulabileceğine ilişkin dikkat çekici bir işaret olmuştur. Bahçeli, 22 Ekim’de partisinin grup toplantısında Abdullah Öcalan’a örgütün feshi ve silah bırakması yönünde çağrıda bulunmasını istemiştir. Bu çağrıyı, 27 Şubat 2025’te Öcalan’ın PKK’ye silah bırakma ve örgütün feshi yönündeki açıklaması izlemiştir. Bu gelişmeler, daha önceki çözüm girişimlerinden ayrı bir tarihsel başlangıç değil, 2025’te kurulacak Meclis Komisyonuna uzanan güncel sürecin siyasal aşamalarıdır.[15]
1.2. Meclis Komisyonundan 7595 Sayılı Kanun’a
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı’nın siyasi partilere yaptığı davetin ardından 5 Ağustos 2025’te çalışmalarına başlamıştır. Komisyon, kamu kurumlarının yanı sıra hukukçuları, akademisyenleri, şehit ailelerini ve gazileri, insan hakları kuruluşlarını ve çatışmadan farklı biçimlerde etkilenmiş kişileri de dinlemiştir. 18 Şubat 2026’da kabul ettiği raporda silah bırakmanın teyidi ve hukuki düzenleme ihtiyacını ele alırken demokratikleşme ve toplumsal bütünleşmeye de yer vermiştir.[16] Dinlenen kesimlerin farklı deneyim ve talepleri, çatışmanın sona ermesine ilişkin kararların güvenlik ve ceza hukuku kadar toplumsal yaşamı da ilgilendirdiğini görünür kılmıştır.
Komisyon raporunu izleyen yasama sürecinde Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi 5 Ağustos 2026’da TBMM Başkanlığına sunulmuş, 10 Ağustos’ta 7595 sayılı Kanun olarak kabul edilmiş ve 18 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.[17] Önceki bölümde ele alınan 2014 tarihli kanun, o dönemde yürütülen çözüm sürecindeki çalışmaların genel çerçevesini belirlemişti. 7595 sayılı Kanun ise silah bırakmanın tespitini izleyen belirli hukuki işlemlere odaklanmaktadır. Kanun, kapsamına aldığı suçlarla ilgili devam eden soruşturma ve kovuşturmaların ve kesinleşmiş mahkûmiyetlere ilişkin cezaların infazının hangi koşullarda erteleneceğini düzenlemektedir.
Kanundaki erteleme hükümlerinin uygulanması için örgütün silah bıraktığını açıklaması yeterli görülmemiştir. Örgütün fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi, ardından bu tespiti teyit eden Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanması gerekmektedir.[18] Komisyon raporu da fesih ve silah bırakmanın nesnel, ölçülebilir, şeffaf ve denetlenebilir ölçütlerle takip edilmesini önermiştir.[19] Böylece silahsızlanmaya ilişkin açıklama ile kişilerin hukuki durumları hakkında işlem yapılmasını sağlayan tespit arasında bir ayrım kurulmuştur.
Kanun; PKK/KCK’yi kurma veya yönetme, örgüte üye olma, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgüt propagandası yapma suçlarının yanı sıra örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve örgüt lehine işlenen belirli terörizmin finansmanı suçlarını kapsamına almaktadır.[20] Ancak örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005’ten önce işlenip müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar erteleme hükümlerinin dışında bırakılmıştır.[21] Kanun, örgütle bağlantılı bütün fiillere aynı sonucu bağlamadığı gibi müebbet hapis cezasını gerektiren bütün suçları da erteleme dışında tutmamaktadır. Bu nedenle kapsamı değerlendirirken suçun türüyle birlikte kanunda belirtilen tarih koşuluna da bakılması gerekir.
Kanundan yararlanmak isteyen kişilerin, Millî Güvenlik Kurulu kararının yayımlanmasından itibaren altı ay içinde ilgili makamlara yazılı bildirimde bulunması gerekmektedir.[22] Yazılı bildirimde bulunan kişi hakkında hangi erteleme hükmünün uygulanacağı, dosyanın bulunduğu hukuki aşamaya göre belirlenir. Devam eden soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi ile kesinleşmiş mahkûmiyetlere ilişkin cezaların infazının ertelenmesi kanunda ayrı ayrı düzenlenmiştir. Suçun cezasına veya verilen mahkûmiyete göre erteleme süresi beş ya da on yıldır. Bu süre içinde yeniden terör suçu işlenirse erteleme kararı kaldırılır. Süre yeni bir terör suçu işlenmeden tamamlandığında ise soruşturma veya kovuşturma için kovuşturmaya yer olmadığı ya da davanın düşmesine karar verilir; infazı ertelenen mahkûmiyetlerde ceza infaz edilmiş sayılır.[23]
Kanun teklifinin TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında, erteleme hükümlerinin amacı ve doğuracağı hukuki sonuçlar hakkında farklı görüşler dile getirilmiştir. Düzenlemeyi savunan konuşmalarda silahsızlanmanın ardından geçici bir hukuki çerçeveye duyulan ihtiyaç ve mahkûmiyet hükümlerinin ortadan kaldırılmadığı vurgulanmıştır. Diğer konuşmalarda ise kanunun demokratikleşme beklentilerine ne ölçüde cevap verdiği, mağdurların adalet talepleri ve uygulamaya duyulacak güven tartışılmıştır.[24] Görüş ayrılıkları, kanunun yalnızca kimleri kapsadığına ilişkin değildir; erteleme kararlarının adalet duygusu ve toplumsal kabul bakımından nasıl karşılanacağına da uzanmaktadır.
Komisyon raporunda, yapılacak düzenlemenin kamu vicdanını gözetmesi ve cezasızlık veya af algısı oluşturmaması gerektiği belirtilmiştir.[25] Belirli suçların erteleme dışında bırakılması ve dosyanın hukuki aşamasına göre farklı işlemler öngörülmesi, raporda dile getirilen bu kaygıya kanunda verilen cevaplardan biri olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte erteleme sürelerinin sonunda doğan sonuçlar da kanunun adalet bakımından değerlendirilmesinin bir parçasıdır. Bu nedenle her kararın ilgili fiil ve kanun hükmüyle gerekçelendirilmesi, ilgililere bildirilmesi ve öngörülen başvuru yollarının işlemesi önem taşır.[26] Kararın neden verildiğinin anlaşılabilmesi, hukuki güvencelerin yanı sıra mağdurların süreci değerlendirebilmesi açısından da gereklidir.
Çatışma sonrasındaki hukuki düzenlemeleri değerlendirmek için geçiş dönemi adaleti yaklaşımı da yol göstericidir. Bu yaklaşım, geçmişteki ağır ihlaller karşısında hakikatin araştırılmasını, ceza adaletini, mağdurların uğradığı zararların telafisini ve ihlallerin tekrarlanmamasına yönelik güvenceleri birbiriyle ilişkili alanlar olarak ele alır.[27] 7595 sayılı Kanun bu alanların tamamını düzenleyen kapsamlı bir geçiş dönemi adaleti mekanizması kurmamaktadır. Yine de yaklaşım, hukuki geçişin mağdurlar açısından açık bıraktığı ihtiyaçları görmeye yardımcı olur. Kayıpların akıbetinin aydınlatılması, hak arama imkânlarının korunması ve şiddetin tekrarlanmamasına duyulan güven, erteleme hükümlerinin ötesinde ele alınmalıdır. Komisyon raporunun demokratikleşme ve toplumsal bütünleşmeye ilişkin önerileri de mağdurların hakları ve toplumsal güven gibi, erteleme hükümlerini aşan meseleleri gündeme getirmektedir.[28] Hukuki geçişin toplumsal barışa katkısı, kanunun uygulanmasıyla birlikte bu meselelerde atılacak adımlara da bağlı olacaktır.
2. BİRLİKTE YAŞAMANIN TEMELİ: EŞİT YURTTAŞLIK, FARKLILIKLARA SAYGI VE BARIŞ DİLİ
Birinci bölümde ele alınan hukuki düzenleme, silah bırakmanın ardından izlenecek yolu belirlemektedir. Ancak şiddetin sona ermesiyle insanların birbirlerine ve kamu kurumlarına duyduğu güvenin güçlenmesi aynı anda gerçekleşmeyebilir. Galtung’un negatif ve pozitif barış ayrımı, bu farkı anlamaya yardımcı olur.[29] Silahlı şiddetin durması yeni kayıpları önlerken toplumsal barış, insanların haklarına erişebildiği, karar süreçlerine katılabildiği ve farklılıklarına rağmen birlikte yaşayabildiği koşulların gelişmesini de gerektirir. Geçmiş çözüm girişimlerinde görüldüğü gibi, siyasal ve hukuki adımların gündelik yaşamda karşılık bulması ayrıca çaba ister. Bu nedenle barışın geleceği, farklı kesimlerin birbirleriyle kurduğu ilişkilerin yanı sıra yurttaşların kamu kurumlarından gördüğü muameleyle de ilgilidir.[30] Bu bölümde eşit yurttaşlığın, farklılıklara saygının ve barış dilinin söz konusu ilişkiler açısından taşıdığı anlam ele alınacaktır.
2.1. Eşit Yurttaşlık ve Çoğulcu Toplum
Birlikte yaşama iradesi, yurttaşların kendilerini ortak siyasal yaşamın eşit üyeleri olarak görebilmesiyle güçlenir. Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’ni insan haklarına saygılı, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlar.[31] Ayrıca herkesin dil, ırk, siyasi düşünce, din, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu güvence altına alır.[32] Bu güvencenin toplumsal karşılığı, insanların kamu hizmetlerine ulaşırken, görüşlerini açıklarken ve siyasal yaşama katılırken kimlikleri nedeniyle daha az hak sahibi veya daha az saygın görülmemesidir. Eşit yurttaşlık, insan onuruna saygının kurumlarla ve diğer yurttaşlarla kurulan ilişkilerde de gözetilmesini gerektirir.
Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme de haklardan eşit biçimde yararlanmayı engelleyen, ırk, renk, soy veya ulusal ya da etnik kökene dayalı ayrımları ele alır. Taraf devletlerin ayrımcılığı önleyici politikalar geliştirmesini ve hukuk önünde eşitliği güvence altına almasını öngörür.[33] Bu hükümler, eşit hakların tanınmasıyla birlikte insanların o hakları kullanırken karşılaştığı engellerin de dikkate alınmasını gerektirir. Türkiye’de bu ilkenin karşılık bulması, farklı etnik kökenlerden yurttaşların kamu hizmetlerine ve siyasal katılım imkânlarına eşit koşullarda erişebilmesiyle de ilgilidir.
Anayasa, Türkiye Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğunu belirtir.[34] Demokratik hukuk devleti ve kanun önünde eşitlik de aynı anayasal düzenin ilkeleridir.[35] Bu düzen içinde farklı dillerden, kültürel aidiyetlerden ve yaşam deneyimlerinden gelen yurttaşlar ortak kamusal yaşamı paylaşır. Devletin bütünlüğü korunurken yurttaşların kimliklerini ifade edebilmesi ve kendilerini ilgilendiren kamusal kararlara katılabilmesi de gözetilmelidir. Demokratik çoğulculuk, yurttaşların kimlik, haklar ve kamu politikaları konusunda farklı görüşlere sahip olsalar da haklarının eşit biçimde korunmasına ve karar süreçlerinde söz sahibi olmasına dayanır.
Kültürel çeşitliliğin bulunduğu bir toplumda birlikte yaşamak, farklılıkların varlığını kabul etmenin ötesinde, insanların birbirleriyle hangi koşullarda karşılaştığıyla ilgilidir. Kişilerin kendi dillerini ve kültürlerini ifade edebilmesi, yaşadıklarını anlatabilmesi, başkalarının taleplerini dinleyebilmesi ve kendilerini ilgilendiren kararlar hakkında söz sahibi olabilmesi ortak yaşamı güçlendirir. UNESCO’nun Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi de kültürel çoğulculuğu farklı kimliklere sahip kişilerin etkileşimi ve bütün yurttaşların katılımıyla ilişkilendirir. Bildirge, kültürel çeşitliliğe saygıyı insan hakları ve insan onuruyla birlikte ele alır.[36] Böylece çok kültürlü bir toplumda ortak yurttaşlık bağı, farklı kesimlerin birbirlerinin varlığını bilmesi kadar birbirlerinin sözünü ve haklarını ciddiye almasıyla gelişir.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun 2026 tarihli raporunda geçen “kardeşlik hukuku” ifadesi, eşitlik temelli yurttaşlık, insan onurunu koruyan bir dil, adalet duygusu ve güvenle ilişkilendirilmiştir.[37] Bu ifadenin toplumsal anlamı, farklı kesimlerin hak ve adalet taleplerinin ciddiye alınmasıyla güçlenir. İnsanlar geçmişte yaşananları farklı biçimlerde değerlendirse de birbirlerinin haklarını tanıyabilir ve ortak yaşamı ilgilendiren konularda söz sahibi olabilir. Böyle bir ilişki, hukuki eşitliğin gündelik yaşamda farklılıklara saygı ve birbirini dinleme iradesiyle desteklenmesini gerektirir.
2.2. Farklılıklara Saygı, Hoşgörü ve Empati
Farklılıklara saygı, geçmişte yaşananların veya bugünkü siyasal meselelerin herkes tarafından aynı biçimde yorumlanmasını gerektirmez. Çatışmadan etkilenen insanların güvenlik kaygıları, hak talepleri ve yaşadıklarına ilişkin anlatıları birbirinden önemli ölçüde farklılaşabilir. Bu ayrılıkların konuşulabilmesi için kişilerin kimlikleri veya görüşleri nedeniyle ortak yaşamın dışına itilmemesi gerekir. Başkasının düşüncesini benimsemek zorunda olmadan onun da kendi görüşleriyle eşit hak sahibi olduğunu kabul etmek, anlaşmazlıklar sürerken birbirine söz hakkı tanıyabilmenin başlangıcıdır.
Hoşgörü, bu ilişkinin yalnızca başkasına tahammül etmekten ibaret görülmemesi açısından önemlidir. UNESCO’nun Hoşgörü İlkeleri Bildirgesi, hoşgörüyü kültürel çeşitliliğe ve başkalarının haklarına yönelik etkin saygıyla ilişkilendirir. Bildirgeye göre kişinin kendi görüşlerini koruması, başkalarının farklı görüşlere sahip olma hakkını tanımasına engel değildir. Hoşgörü, toplumsal adaletsizliğin kabul edilmesini veya hak ihlallerine göz yumulmasını da gerektirmez.[38] Bu nedenle hoşgörü, görüş ayrılıklarına rağmen ilişki kurmayı mümkün kılarken yaşanan zararların ve adalet taleplerinin konuşulmasına da alan açmalıdır.
Empati ise karşımızdaki kişinin ne hissettiğini bildiğimizi varsaymak yerine, yaşadıklarını kendi sözleriyle anlatmasına ve onu dinlemeye alan açmayı da içerir. Bruneau ve Saxe, Meksikalı göçmenlerle beyaz Amerikalıların ve Filistinlilerle İsraillilerin katıldığı iki çalışmada, kişilerin kendi bakış açılarını anlatmaları ile karşı tarafın bakış açısını dinleyip anlamaya çalışmalarının tutumlar üzerindeki etkisini incelemiştir. Filistinli ve Meksikalı katılımcıların kendi deneyimlerini anlatıp karşı tarafça dinlendikleri durumlarda, İsrailli ve beyaz Amerikalı katılımcıların ise karşı tarafın bakış açısını anlamaya çalıştıkları durumlarda karşı gruba yönelik tutumlarda daha olumlu değişimler görülmüştür.[39] Bu çalışmaların sonuçları Türkiye’deki çatışma deneyimine doğrudan aktarılamaz. Bununla birlikte bulgular, farklı kesimler arasında kurulacak bir diyalogda kimin konuşabildiğinin ve kimin dinlendiğinin de dikkate alınması gerektiğini düşündürür. Özellikle şiddetten zarar görmüş bir kişinin dinlenmesi, ondan uzlaşmasının veya adalet talebinden vazgeçmesinin beklenmesi anlamına gelmez.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun dinlediği kesimler arasında şehit aileleri ve gazilerin yanı sıra Diyarbakır Anneleri, Barış Anneleri ve Cumartesi Anneleri/İnsanları da yer almıştır.[40] Şehit aileleri yakınlarını kaybetmeleri, gaziler ise yaşadıkları şiddetin bedensel ve ruhsal etkileri nedeniyle bu sürecin doğrudan muhataplarıdır. Şehit aileleri ve gazilerin adalet, güvenlik ve yaşadıklarının tanınması yönündeki beklentileri, kendi deneyimleri içinde dinlenmelidir. Diyarbakır Anneleri, çocuklarının dağa götürüldüğünü belirten ailelerin onlara kavuşmak için 2019’da Diyarbakır’daki HDP il binası önünde başlattıkları oturma eylemiyle kamuoyuna seslenmiştir.[41] Barış Anneleri, çatışmanın ailelerinde ve çevrelerinde bıraktığı kayıplardan hareketle şiddetin sona ermesi çağrısında bulunmuştur.[42] Cumartesi Anneleri/İnsanları ise 1995’te başlattıkları buluşmalarda gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanmasını ve sorumluların belirlenmesini istemiştir.[43]
Bu grupların yaşadıkları olaylar ve dile getirdikleri talepler farklı tarihsel ve hukuki koşullarda şekillenmiştir. Yakınlarını kaybedenlerin adalet arayışını, çocuklarına kavuşmak isteyen ailelerin çabasını ve kayıplarının akıbetini öğrenmek isteyenlerin taleplerini kendi bağlamlarında dinlemek gerekir. Empati, bu deneyimleri tek bir acı anlatısında birleştirmeden her birine yer açmayı gerektirir. Dinlemek ve yaşananları tanımak, somut olaylardaki hukuki sorumluluğun delillere ve ilgili usullere göre belirlenmesinin yerini almaz.
2.3. Ötekileştirme ve Barış Dili
Kanun önünde eşitlik, insanların gündelik yaşamda kimlikleri nedeniyle dışlanma ihtimalini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Uzun süreli çatışmanın bıraktığı güvenlik kaygıları ve kayıplar, farklı kesimlerin birbirlerine ilişkin yargılarını da etkileyebilir. Bir kişinin davranışından hareketle ait olduğu düşünülen bütün bir topluluk hakkında hüküm verildiğinde, o topluluğun üyeleri kendi sözleri ve eylemleriyle değil, kendilerine atfedilen kimlik üzerinden değerlendirilir. Tekil bir şiddet eyleminin etnik, dinî veya bölgesel bir topluluğun özelliği gibi anlatılması bunun örneklerindendir. Birinci bölümde hukuki kararlar açısından ele alınan bireysel sorumluluk ilkesi burada da önem taşır. Somut fiillerin sorumluluğunu faillerle ilişkilendirmek, bir topluluğun üyelerini peşinen suçlu sayan genellemeleri sorgulamaya yardımcı olur.
Bu tür genellemelerin tekrarlanması, farklı siyasal görüşlere sahip insanların birbirlerinin sözünü ve deneyimini değerlendirmesini zorlaştırabilir. Tajfel ve arkadaşlarının deneylerinde katılımcılar, aralarında önceden bir ilişki veya çıkar çatışması bulunmaksızın, basit tercihlerine göre gruplara ayrılmıştır. Ardından tanımadıkları kişilere puan dağıtmaları istendiğinde, kendi gruplarındaki kişileri kayırabildikleri görülmüştür.[44] Bu bulgu Türkiye’deki çatışmanın nedenlerini açıklamaz; ancak “biz” ve “onlar” ayrımının kişiler hakkındaki yargıları nasıl etkileyebildiğini anlamaya yardımcı olur. Goffman’ın damgalama üzerine çalışması ise bir kişiye atfedilen olumsuz bir özelliğin sosyal karşılaşmalarda onun diğer niteliklerinin önüne geçebildiğini gösterir. Çatışmayla ilişkilendirilen bir aidiyet, kişinin bütün yaşamını açıklayan bir işaret gibi kullanıldığında söyledikleri ve yaşadıkları da o aidiyete ilişkin önyargılar üzerinden değerlendirilebilir.[45] Böylece bir şiddet eyleminin sorumluluğu somut failin ötesine taşınırken aynı topluluğa ait görülen kişilerin kayıplarına ilişkin anlatıları ve hak talepleri yeterince dinlenmeyebilir.
Kamusal dil, bir grup hakkında kurulan yargıların yerleşmesinde de sorgulanmasında da rol oynar. Bir haberin veya siyasal konuşmanın şiddet eylemini anlatırken kimi sorumlu gösterdiği ve kimleri aynı başlık altında topladığı önemlidir. Hrant Dink Vakfının yazılı basını inceleyen 2019 raporu, nefret söyleminin farklı etnik, dinî ve ulusal kimlikleri hedef aldığını göstermiş; Kürtlere yönelik ayrımcı söylemin 2019 yerel seçimleri döneminde nasıl kurulduğunu ayrıca incelemiştir. Bu incelemede, açık nefret söylemi olarak sınıflandırılmayan haber ve köşe yazılarında da Kürt kimliğini güvenlik sorunu olarak sunan veya Kürtleri siyasal tutumlarına göre “makbul” ve “makbul olmayan” biçiminde ayıran anlatımlar değerlendirilmiştir.[46] Bu örnekler, ayrımcı anlatımların yalnızca açık düşmanlık ifadeleriyle sınırlı olmadığını gösterir. Bir topluluğun üyeleri sürekli güvenlik tehdidiyle ilişkilendirildiğinde, onların kendi görüşlerinin ve deneyimlerinin önyargısız biçimde dinlenmesi zorlaşabilir.
Avrupa Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonunun Türkiye hakkındaki 2025 raporu, nefret söyleminin yanı sıra haklara eşit erişimi ve ayrımcılıkla mücadele eden kurumların işleyişini ele almaktadır. Raporda farklı grupları hedef alan söylemler değerlendirilmiş; özellikle LGBTİ kişilerin, göçmenlerin ve bazı dinî azınlıkların polise duyduğu güvensizliğin, tehdit gibi suç oluşturan nefret söylemi vakalarının bildirilmesini güçleştirebildiği belirtilmiştir.[47] Bu bulgular ışığında barış dili, yalnızca daha özenli sözcükler seçmekle sınırlı görülemez. İnsanların kimlikleri nedeniyle hedef gösterilmeden kamusal tartışmaya katılabilmesi ve karşılaştıkları ayrımcılığı dile getirdiklerinde ciddiye alınması da barış dilinin toplumsal karşılığıdır.
Barış dili, insanların yaşadıkları kayıpları, güvenlik kaygılarını ve birbiriyle uyuşmayan taleplerini açıkça dile getirebildiği bir kamusal tartışma ortamını güçlendirebilir. Kararlar, politikalar ve somut fiiller sert biçimde eleştirilebilir; bu eleştirinin bir topluluğun bütün üyeleri hakkında peşin hükme dönüşüp dönüşmediği ise ayrıca düşünülmelidir. Kamusal tartışmada söylenen her kırıcı söz aynı hukuki anlama gelmez. Ayrımcı uygulamalar ile nefret söylemi arasındaki farkı ve ifade özgürlüğünün sınırlarını gözetmek, karşılaşılan soruna nasıl yanıt verileceğini belirlemek açısından önem taşır.
2.4. Ayrımcılık, Nefret Söylemi ve İfade Özgürlüğünün Sınırları
Ayrımcılık ve nefret söylemi farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Bir kişiyi kimliği nedeniyle işe almamak veya bir hizmetten yararlanmasını engellemek ayrımcı davranışlara örnektir. Bir topluluğa yönelik aşağılayıcı sözlerin hukuki değerlendirmesi ise ayrıca yapılır. Anayasa, herkesin kanun önünde eşit olduğunu güvence altına alır.[48] Türk Ceza Kanunu’nun “nefret ve ayırımcılık” başlıklı 122. maddesi, belirli farklılıklardan kaynaklanan nefret nedeniyle işe alınmanın veya kamuya sunulan bir hizmetten yararlanmanın engellenmesi gibi davranışları düzenler.[49] Bu madde, bir topluluğa yönelik her aşağılayıcı sözü cezalandıran genel bir hüküm değildir.
Sözlerin ceza hukuku bakımından değerlendirilmesinde TCK’nın “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlıklı 216. maddesi de önem taşır. Maddenin ilk fıkrasına göre bir kesimi başka bir kesime karşı alenen kin ve düşmanlığa tahrik etmek, ancak bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıktığında bu fıkra kapsamında suç oluşturur.[50] Bu nedenle bir sözün önyargılı veya incitici olması, tek başına bu suçun oluştuğu anlamına gelmez. Ancak bir sözün bu fıkra kapsamında suç oluşturmaması, ayrımcı etkilerinin bulunmadığı anlamına da gelmez. Önceki alt bölümde ele alınan damgalama ve grup genellemeleri, bu etkileri anlamaya yardımcı olur.
Nefret söyleminin değerlendirilmesinde sözlerin söylendiği bağlam ve ulaştığı kitle de önemlidir. Örneğin bir siyasetçinin geniş kitlelere ulaşan konuşması ile sınırlı bir çevrede yapılan açıklama aynı koşullarda değerlendirilmemelidir. Birleşmiş Milletlerin Rabat Eylem Planı, nefrete tahrikin ceza hukuku bakımından değerlendirilmesinde toplumsal ve siyasal bağlamın, konuşmacının konumunun, niyetinin, ifadenin içeriği ve biçiminin, yayılma kapsamının ve zarar doğurma ihtimalinin birlikte incelenmesini önerir.[51] Bu ölçütler, ifadenin olası zararını ve ifade özgürlüğüne müdahalenin gerekçesini her olayın kendi koşulları içinde değerlendirmeye yardımcı olur.
İfade özgürlüğü, bu değerlendirmenin ayrılmaz parçasıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Handyside/Birleşik Krallık kararında ortaya koyduğu yaklaşıma göre demokratik toplumda yalnızca kabul gören düşünceler değil, rahatsız edici veya sarsıcı bulunan görüşler de korunur.[52] Türkiye’de Anayasa Mahkemesinin Hayko Bağdat kararı, bu ilkenin siyasal tartışmadaki önemini gösterir. Mahkeme, bir gazetecinin siyasetçiye yönelik sosyal medya ifadeleri nedeniyle cezalandırılmasında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiş; siyasal tartışmanın bağlamını ve siyasetçinin önceki ifadelerini birlikte değerlendirmiştir.[53] Karar, sert bir ifadeyi değerlendirirken yalnızca kullanılan sözcüklere değil, karşılıklı paylaşımların bağlamına da bakılması gerektiğini gösterir.
İfade özgürlüğünün korunması, kimlikleri nedeniyle hedef alınan kişilerin yaşadığı zararların göz ardı edilmesi anlamına gelmez. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 2022 tarihli tavsiye kararı, nefret söyleminin ağırlığına göre ayrım yapılmasını ve farklı durumlara hukuki önlemler, eğitim, farkındalık çalışmaları veya karşı anlatılarla ölçülü karşılıklar verilmesini önerir.[54] Bu yaklaşım, barış dili ile özgür tartışmanın birlikte nasıl korunabileceğini de gösterir. Şiddet eylemleri, kamu politikaları ve geçmişteki hak ihlalleri açıkça tartışılabilir. Aynı zamanda insanların kimlikleri nedeniyle topluca suçlanmasına ve dışlanmasına itiraz edilebilir. Barış dili, eleştiriyi susturmayı gerektirmeden farklı görüşlerin ifade edilmesine ve kişilerin haklarının gözetilmesine alan açmalıdır.
Silah bırakma sonrasında alınacak güvenlik kararları ve uygulanacak hukuki düzenleme, kamusal tartışmanın konusu olmaya devam edecektir. Mağdurlar hesap verebilirlik isteyebilir, yurttaşlar kararları eleştirebilir ve farklı kesimler sürecin nasıl yürütülmesi gerektiğine ilişkin görüşlerini savunabilir. Bu tartışmalarda somut kararların ve fiillerin konuşulması, eleştirilerin bir topluluğa yönelik suçlamaya dönüşmesini önler. Böyle bir kamusal ortam, güvenlik kararlarının gerekçelerinin anlaşılması ve toplumsal güvenin gelişmesi açısından da önemlidir. İzleyen bölümde güvenlik ihtiyacı ile toplumsal güven arasındaki ilişki ele alınacaktır.
3. GÜVENLİKTEN TOPLUMSAL GÜVENE: TÜRKİYE MODELİ VE KARŞILAŞTIRMALI DENEYİMLER
Silah bırakma sürecinde örgütün silahlı faaliyetinin sona erip ermediğinin güvenilir biçimde belirlenmesi gerekir. Ancak çatışmadan etkilenen insanlar için bunun ardından hukuki işlemlerin nasıl yürütüleceği ve yeni şiddet risklerinin nasıl izleneceği de önemlidir. Toplumsal güven, yalnızca şiddetin durmasına değil, alınan kararların açık ve öngörülebilir biçimde uygulanmasına da bağlıdır.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunda “Terörsüz Türkiye” hedefi bir devlet politikası olarak tanımlanmaktadır. Komisyon, güvenliği hukuk devleti, demokratikleşme ve toplumsal bütünleşmeyle birlikte ele alan yaklaşımını da “Türkiye Modeli” olarak adlandırmaktadır. Bu tanımlar, sürecin hedeflenen kapsamını ortaya koyar. Yaklaşımın toplumsal karşılığı ise silahsızlanmanın nasıl doğrulandığı, 7595 sayılı Kanun’un nasıl uygulandığı ve çatışmadan etkilenen insanların yaşamında nelerin değiştiği üzerinden değerlendirilebilir.[55]
3.1. Silahsızlanmanın Teyidi ve Güvenlik İhtiyacı
Birinci bölümde incelendiği üzere 7595 sayılı Kanun, soruşturma, kovuşturma ve infaza ilişkin erteleme hükümleri için örgütün fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesini şart koşmaktadır. Bu tespiti teyit eden Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanması da gerekmektedir.[56] Hukuki koşulların belirlenmesi kadar, tespitin hangi verilere dayandığı ve sonraki gelişmelerin nasıl izleneceği de güvenlik açısından önem taşır.
Komisyon, fesih ve silah bırakmanın ilgili kurumlar arasında eş güdüm sağlanarak nesnel, ölçülebilir ve denetlenebilir ölçütlere göre teyit edilmesini önermektedir.[57] Kanun ise örgüt mensuplarının beraberlerinde getirdikleri veya beyan ettikleri silah, mühimmat ve diğer malzemenin kayıt altına alınmasını öngörür.[58] Bu kayıtlar malzemenin tespitine ve takibine dayanak oluşturabilir. Silahlı kapasitenin bütünüyle sona erip ermediğinin ise ilk tespitin ardından da izlenmesi gerekir.
Bölgesel gelişmeler, silahsızlanmaya ilişkin açıklamaların nasıl doğrulanacağı sorusunu da gündeme getirir. Komisyon raporu, komşu ülkelerdeki silahlı yapılanmaları Türkiye’nin güvenlik ihtiyacıyla ilişkilendirmektedir.[59] Suriye Arap Haber Ajansının haberine göre SDG komutanı, 25 Ağustos 2026’da örgütün bağımsız askerî güç olarak faaliyetinin sona erdiğini ve güçlerinin Suriye ordusuna entegre edildiğini açıklamıştır.[60] Suriye’deki bu gelişme, Türkiye’de 7595 sayılı Kanun uyarınca yapılacak örgütsel fesih ve silah teslimi tespitinden ayrı değerlendirilmelidir. Bölgesel açıklamaların sahadaki durumla karşılaştırılması gereği bakımından ise önem taşır.
Birleşmiş Milletler Siyasi İşler ve Barışın İnşası Dairesinin ateşkeslere ilişkin rehberi, verilen taahhütlere uyulup uyulmadığının izlenmesini ve ortaya çıkan sorunların ele alınmasını birbirini tamamlayan uygulamalar olarak değerlendirir.[61] Ateşkesin izlenmesi ile örgütsel fesih ve silah tesliminin teyidi farklı süreçler olsa da her ikisinde de ilk tespitten sonraki gelişmelerin takip edilmesi önem taşır. 7595 sayılı Kanun da örgütün tasfiyesine ilişkin gözlem raporları doğrultusunda Kurulun dönemsel değerlendirme yapmasına imkân tanır.[62]
Güvenlik açısından gizli tutulması gereken bilgiler vardır. Ancak hukuki sonuç doğuran kararların hangi gerekçelere dayandığının anlaşılır biçimde açıklanması, toplumun süreci değerlendirebilmesi için önemlidir. Silahlı faaliyetin sona erdiğinin teyidinden sonra ise silah bırakan kişilerin sivil yaşama hangi koşullarda dönebileceği sorusu gündeme gelir.
3.2. Sivil Yaşama Dönüşün Kişisel ve Toplumsal Koşulları
Silah bırakan bir kişinin hukuki durumunun açıklığa kavuşması, sivil yaşamını kurabilmesi açısından önemlidir. Bunun yanında geçimini nasıl sağlayacağı, ailesiyle ilişkilerini nasıl sürdüreceği ve yaşadığı çevrede nasıl karşılanacağı da dönüş sürecinin parçasıdır. Komisyon raporu, kişilerin toplumsal yaşamda yer bulmasına yardımcı olacak hazırlıklardan söz etmekte; adalet ve eşitlik duygusunun gözetilmesini, ekonomik ve sosyal imkânların geliştirilmesini önermektedir.[63] Ancak ihtiyaçların nasıl belirleneceği ve çalışmaların kimler tarafından yürütüleceği, uygulamada yanıtlanması gereken sorulardır.
Birleşmiş Milletlerin yeniden topluma katılıma ilişkin standartları, sivil yaşama dönüşü kişi, aile ve yerel topluluk düzeylerinde ilerleyen uzun süreli bir süreç olarak ele alır. Geçim imkânlarının yanı sıra sosyal ilişkiler, psikososyal ihtiyaçlar ve güvenlik koşulları da bu süreçte rol oynar.[64] Aileyle yeniden bir araya gelmek bazı kişiler için destek sağlayabilir; uzun süreli ayrılığın ardından ilişkileri yeniden kurmak ise zaman alabilir. Bu süreçte psikososyal desteğe ihtiyaç duyulup duyulmadığı da kişilerin ve ailelerinin koşulları gözetilerek değerlendirilmelidir.
BM standartları, desteğin yalnızca eski örgüt mensuplarına yöneltilmesinin, çevredeki diğer ihtiyaçlar gözetilmediğinde gerilim yaratabileceğine dikkat çeker.[65] Özellikle iş ve sosyal destek imkânlarının sınırlı olduğu yerlerde, desteğin kimlere ve hangi ölçütlere göre sağlandığı önem kazanır. Silah bırakan kişilerin eğitim, çalışma ve sosyal destek ihtiyaçları ele alınırken aynı çevrede yaşayan, işsizlik veya gelir yetersizliğiyle karşı karşıya olan insanların koşulları da gözetilmelidir. İhtiyaçların yerel düzeyde belirlenmesi ve desteklerin açık ölçütlere dayanması, bir kesime öncelik tanınırken diğerlerinin göz ardı edildiği düşüncesinin oluşmasını önlemeye yardımcı olabilir.
Sivil yaşama dönüşün bir de adalet boyutu vardır. Çatışmadan zarar gören kişiler için yaşadıklarının tanınması ve hak arama imkânlarının sürmesi önemini korur. Silah bırakan kişiler ise hukuki durumlarını bilmeye ve şiddetten uzak bir yaşam kurabilecekleri koşullara ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçların birlikte ele alınması, geçmişteki somut fiillere ilişkin sorumluluğun hukuki usullere göre değerlendirilmesini dışlamaz. Sivil yaşama dönüşün toplumsal güvene katkısı, silah bırakan kişilerin yaşam kurma imkânları kadar mağdurların ve yerel toplulukların güvenlik ve adalet beklentilerine nasıl karşılık verildiğine de bağlıdır.
3.3. Karşılaştırmalı Deneyimlerin Gösterdiği Sorular
Başka ülkelerin deneyimlerine bakarken çatışmaların geçmişi, tarafları ve anayasal düzenleri arasındaki farklar gözetilmelidir. Kuzey İrlanda ve Kolombiya örnekleri, Türkiye için bir uygulama modeli sunmaktan çok, silahsızlanmayla birlikte hangi soruların önemini koruduğunu görmeye yardımcı olur.
1998 Belfast Anlaşması, silahların devreden çıkarılması, güvenlik düzenlemeleri ve tutukluların durumu yanında şiddetten zarar gören kişilerin yaşadıklarını da ele almıştır. Anlaşma, mağdurların çektiği acının tanınmasını ve topluluklar arasında karşılıklı anlayışın geliştirilmesini barış süreciyle ilişkilendirmiştir.[66] Bu konuların aynı anlaşmada yer alması, mağdurların bütün taleplerinin karşılandığı anlamına gelmez. Türkiye açısından üzerinde durulabilecek nokta, güvenlik ve hukuka ilişkin kararlar alınırken mağdurların deneyimlerinin ve topluluklar arasındaki ilişkilerin de gündemde tutulmasıdır.
Kolombiya hükümeti ile FARC-EP arasında 2016’da imzalanan nihai anlaşma, silahların bırakılmasını ve eski örgüt mensuplarının sivil yaşama katılmasını mağdurların hakikat, adalet ve onarım talepleriyle birlikte ele almıştır.[67] Anlaşmanın ardından kurulan Birleşmiş Milletler doğrulama misyonu, eski örgüt mensuplarının siyasal, ekonomik ve toplumsal yaşama katılımı ile güvenlik güvencelerinin uygulanmasını izlemekle görevlendirilmiştir.[68] Bu görev, sivil yaşama dönüşe ve güvenliğe ilişkin taahhütlerin silahların tesliminden sonra da takip edildiğini gösterir.
Kolombiya BM Doğrulama Misyonunun 2025’te yayımladığı açıklamada, anlaşmanın özellikle uzun vadeli hükümlerinin uygulanmasında güçlüklerin sürdüğü belirtilmiştir.[69] Bu durum, anlaşmada tanınan hak ve güvencelerin kâğıt üzerinde kalmaması için uzun vadeli taahhütlerin hayata geçirilmesi ve sonuçlarının izlenmesi gerektiğini gösterir. Kolombiya örneği, taahhütlerin yıllar içinde nasıl izlendiği ve karşılaşılan sorunlara nasıl cevap verildiği sorularını gündeme getirir.
Kuzey İrlanda ve Kolombiya deneyimleri, silah bırakmayla birlikte mağdurların taleplerinin, sivil yaşama dönüşün ve güvenlik güvencelerinin nasıl ele alınacağı sorularını görünür kılar. Komisyonun “Türkiye Modeli” olarak adlandırdığı yaklaşım da kendi hedefleri ve uygulaması üzerinden değerlendirilmelidir. Silah bırakmanın nasıl teyit edildiği, hukuki kararların nasıl uygulandığı, mağdurların taleplerine nasıl karşılık verildiği ve sivil yaşama dönüşün hangi koşullarda gerçekleştiği bu değerlendirmenin temel sorularıdır.
Alınan kararların toplumda nasıl anlatıldığı da toplumsal güven açısından önemlidir. Eğitimde, medyada, siyasette ve yerel yaşamda kullanılan dilin bu süreçteki yeri son bölümde ele alınacaktır.
4. BARIŞ DİLİNİN TOPLUMSAL AKTARIMI: POLİTİKA VE UYGULAMA ALANLARI
7595 sayılı Kanun, silah bırakmanın ardından yürütülecek belirli hukuki işlemleri düzenlemektedir. Bu işlemlerin toplumsal yaşamda nasıl karşılık bulacağı, kanunun farklı beklenti ve kaygıları olan insanlara nasıl anlatıldığıyla da ilgilidir. Feti Yıldız, Temmuz 2026’da yaptığı açıklamada “Terörsüz Türkiye” hedefini hukukun üstünlüğü, demokratik katılım ve toplumsal dayanışmayı da kapsayan bir devlet politikası olarak tanımlamıştır.[70] Daha sonraki paylaşımında ise farklı duyarlılıkları olan kişilerin sürece katılması, kimsenin dışarıda bırakılmaması ve özenli bir dil kullanılması çağrısında bulunmuştur.[71] Bu bölüm açısından önemli olan, kanunun kapsamının doğru anlatılması, farklı kesimlerin sorularının ciddiye alınması ve görüş ayrılıklarının insanları kimlikleri üzerinden karşı karşıya getirmeden konuşulabilmesidir.
Bu bölümde ele alınan eğitim, medya ve yerel yaşam çalışmaları, 7595 sayılı Kanun’un ilgili kurumlara yüklediği görevler olarak değil, birlikte yaşamayı destekleyebilecek politika alanları olarak değerlendirilmektedir. Her kurumun katkısı kendi yetkisi içinde düşünülmeli; bu çalışmalara katılımda gönüllülük, güvenlik ve temel haklar gözetilmelidir.
4.1. Eğitimde Farklılıklarla Birlikte Yaşamayı Öğrenmek
Gençlerin başkalarına ilişkin düşünceleri yalnızca derslerde edindikleri bilgilerle oluşmaz. Aile içinde duydukları anlatılar, arkadaşlarıyla ilişkileri ve dijital ortamda karşılaştıkları içerikler de bu düşünceleri etkiler. Okul, gençlerin farklı kaynaklardan getirdikleri görüşleri tartışmayı ve anlaşmazlık yaşadıklarında birbirlerinin haklarını gözetmeyi öğrenebilecekleri alanlardan biridir. UNESCO’nun Hoşgörü İlkeleri Bildirgesi de eğitimi, başkalarının haklarına ve farklılıklara saygının geliştirilmesinde temel bir alan olarak ele alır.[72] Bu çerçevede barış dili eğitimi, geçmişte yaşananlar hakkında tek bir görüş oluşturmayı değil, şiddeti meşrulaştırmadan tartışabilmeyi ve bir görüşe yönelik eleştiriyi kişinin kimliğine yöneltmemeyi hedeflemelidir.
Millî Eğitim Bakanlığının öğretim programlarında ve öğretmenlerin mesleki gelişim çalışmalarında insan haklarına, ayrımcılıkla mücadeleye ve şiddet dışı uyuşmazlık çözümüne yer verilmesi bu hedefe katkı sağlayabilir. Sınıfta öğrenciler bir iddianın hangi bilgiye dayandığını sorabilir, aynı olaya ilişkin farklı yorumları karşılaştırabilir ve tek bir kişinin davranışından bütün bir topluluğu sorumlu tutan genellemeleri tartışabilir. Öğretmen, öğrencilerin görüşe yönelen sert eleştiri ile kişiyi kimliği nedeniyle aşağılayan ifadeyi ayırt edebilecekleri güvenli bir tartışma ortamı kurmalıdır. Avrupa Konseyinin Türkiye’deki hukuk uygulayıcıları için hazırladığı Hakaret Suçu Eğitim Materyalleri, hakaret, nefret söylemi ve ifade özgürlüğünü ayrı başlıklarda ele alır.[73] Materyal okullar için hazırlanmış olmasa da bu kavramlar arasındaki farkları gözetmek, eğitimcilerin sınıftaki tartışmaları yönlendirmesi açısından önemlidir.
Avrupa Konseyinin gençlere yönelik Bookmarks kılavuzu, çevrim içi nefret söylemini insan hakları eğitimi yoluyla tartışmak için etkinlikler sunar.[74] Bu etkinlikler, gençlerin karşılaştıkları içerikleri değerlendirmelerine ve hakları gözeterek nasıl karşılık verebileceklerini konuşmalarına imkân sağlar. Türkiye’de okul ve gençlik çalışmalarına uyarlanacak etkinliklerde katılımcıların yaşları, içinde bulundukları çevre ve kendilerini güvende hissedip hissetmedikleri dikkate alınmalıdır. Üniversiteler ise eğitim ve araştırma faaliyetleriyle hem bu çalışmalara katkı sunabilir hem de çatışmanın tarihsel ve toplumsal boyutlarının kanıta dayalı biçimde tartışılmasına alan açabilir.
Barış dilinin okulda karşılık bulması için öğrencilerin kendi aralarındaki ilişkiler hakkında da söz sahibi olması gerekir. Paluck, Shepherd ve Aronow’un Amerika Birleşik Devletleri’nde 56 okulda yürüttüğü araştırmada, seçilen öğrenciler okullarında sık karşılaştıkları çatışma davranışlarını belirlemiş; bunlara karşı afişler ve çevrim içi mesajlar hazırlamış, olumlu davranışları akranları arasında görünür kılmıştır. [75] Bu örnek, öğrencilerin okulda karşılaştıkları çatışma davranışlarını birlikte belirleyip bunlara karşı kendi sözleriyle çalışmalar geliştirebileceğini göstermesi bakımından değerlidir.
Okul dışındaki gençlik, kültür ve gönüllülük çalışmaları da farklı çevrelerden kişilerin birlikte çalışmasına imkân verebilir. Ancak bir araya gelmenin önyargıları her koşulda azaltacağı varsayılamaz. Paluck, Green ve Green, gruplar arası temas araştırmalarındaki boşlukların, bu çalışmalardan güvenilir politika sonuçları çıkarılmadan önce giderilmesi gerektiğini belirtir.[76] Bu sınırlılık gözetilerek gençlik çalışmalarında katılımcı sayısının yanında, kişilerin eşit söz hakkına sahip olup olmadığı, ortak çalışmanın nasıl yürütüldüğü ve ortaya çıkan gerilimlerin nasıl ele alındığı da değerlendirilmelidir. Böylece çalışmalar, yalnızca farklı çevrelerden gençleri bir araya getirmekle sınırlı kalmaz; onların birlikte çalışma biçimlerine de dikkat eder.
4.2. Medyada ve Dijital Ortamda Barış Dili
Bir olayın kamuoyunda nasıl anlaşıldığı, verilen bilgiler kadar bu bilgilerin haberde nasıl bir araya getirildiğiyle de ilgilidir. Entman’ın çerçeveleme yaklaşımı, bazı yönlerin öne çıkarılmasının bir sorunun nasıl tanımlandığını ve nedenlerinin nasıl yorumlandığını etkileyebileceğini açıklar.[77] Çatışmayla ilgili bir haberde failin ait olduğu düşünülen kimlik öne çıkarılıp olayın somut koşulları geri planda bırakıldığında, tek bir olay bütün bir topluluk hakkında yargı üretmek için kullanılabilir. Gazetecinin hangi kaynaklara başvurduğu, kimlerin deneyimlerine yer verdiği ve olayın geçmişiyle sonuçlarını nasıl aktardığı bu nedenle önem taşır.
Barış gazeteciliği, haberin kurulmasındaki bu tercihleri çatışma haberciliği açısından ele alır. Lynch ve Galtung, şiddetin yaşandığı anlara ve karşıt tarafların açıklamalarına odaklanmanın yanında çatışmanın nedenlerini, farklı kesimler üzerindeki etkilerini ve şiddet dışı çözüm imkânlarını da araştıran bir yaklaşım önermektedir.[78] Gazeteci olayla ilgili doğrulanmış bilgileri aktarırken çatışmadan etkilenen insanların yaşadıklarını yalnızca siyasal temsilcilerin açıklamaları üzerinden anlatmakla yetinmeyebilir. Böylece okur, olayı daha geniş bir bağlamda ve ilgili kişilerin deneyimlerini de öğrenerek değerlendirebilir.
Haber merkezleri, hazırladıkları metinleri ve görselleri gözden geçirerek bu yaklaşımı somutlaştırabilir. İkinci bölümde ele alınan Hrant Dink Vakfı raporu, açık bir nefret ifadesi içermeyen haberlerde de ayrımcı anlatımlar kurulabildiğini göstermektedir.[79] Editörler haber başlığında hangi bilginin öne çıktığını, görselin metinle uyumunu, kimlerin kaynak olarak seçildiğini ve iddiadan etkilenen kişilerin açıklamalarına yer verilip verilmediğini birlikte değerlendirebilir. Böyle bir inceleme, haberin olay ve ilgili kişiler hakkında nasıl bir anlatım kurduğunu görmeye yardımcı olur.
Haberin çerçevesi kadar içerdiği bilgilerin doğrulanması da önemlidir. Çatışmaya ilişkin bir görüntünün çekildiği yer veya tarih kontrol edilmeden paylaşılması, eski bir olayın güncelmiş gibi anlaşılmasına yol açabilir. UNESCO’nun gazetecilik eğitimi için hazırladığı rehber, yanlış bilgi türlerinin ayırt edilmesine ve dijital içeriklerin doğrulanmasına yer verir.[80] Bir iddianın kaynağını göstermek, doğrulanmamış bilgiyi kesinleşmiş gibi sunmamak ve yanlış olduğu sonradan anlaşılan bilgiyi görünür biçimde düzeltmek, gazetecinin bu konudaki sorumlulukları arasındadır.
7595 sayılı Kanun’un kimleri kapsadığına veya mağdurların haklarına ilişkin doğrulanmamış iddialar da bu bilgi ortamında dolaşıma girebilir. Böyle iddialar, düzenlemeye yönelik gerçek kaygılarla yanlış bilgilerin birbirine karışmasına yol açabilir. Kasıtlı olarak yanıltmak amacıyla yayılan içeriklerle eksik bilgiye dayanarak yapılan paylaşımlar aynı biçimde değerlendirilmemelidir. Ancak her iki durumda da iddiaların kanun metni ve güvenilir kaynaklarla karşılaştırılması, tartışmanın kişiler veya topluluklar hakkında peşin hükümlere dönüşmesini önlemek açısından önemlidir.
Kamu kurumlarının açıklamaları da insanların bilgi edindiği bu ortamın parçasıdır. Kanunun kimleri ve hangi suçları kapsadığı, hangi suçların erteleme dışında tutulduğu ve işlemlerin hangi koşullarda başlayacağı anlaşılır biçimde açıklanırsa kamuoyunda dile getirilen iddialar kanun metniyle karşılaştırılabilir. Bu bilgilerin verilmesi, düzenlemeye ilişkin kaygı ve itirazları geçersiz kılmaz; bunların somut hükümler üzerinden tartışılmasına yardımcı olur. Kişilerin özel bilgileri ve güvenlik açısından gizli tutulması gereken ayrıntılar paylaşılmadan da uygulamanın genel işleyişi hakkında düzenli bilgi verilebilir. Gazeteciler ise resmî açıklamaların dayanaklarını sorgulayabilir, açıklanmayan noktaları araştırabilir ve kararların farklı kesimlerin yaşamında nasıl karşılık bulduğunu haberleştirebilir.
Dijital ortamda bir görüntü veya iddia, ilk yayımlandığı bağlamdan koparılarak yeniden paylaşılabilmektedir. Gazeteciler ve editörler bu nedenle haberlerinde kaynak ve tarih bilgisini açık biçimde sunmalı; kendi içerikleri yanlış bağlamda dolaşıma girdiğinde veya bir hata saptandığında açıklama ve düzeltmelerini görünür kılmalıdır. Yanıltıcı içerikler gibi çevrim içi nefret söylemi de farklı aktörlerin sorumluluklarını gündeme getirir. Gagliardone ve arkadaşlarının UNESCO için hazırladığı çalışma, nefret söylemine karşı hukuki müdahalelerin yanında eğitim ve karşı anlatılar gibi toplumsal yolları da ele alır.[81] Medya kuruluşlarının doğrulama ve düzeltme çalışmaları, platformların kurallarını uygulaması ve sivil toplumun hedef alınan kişilerin sözlerine alan açması bu alanda birbirini tamamlayabilir. Böylece çatışmaya ilişkin kamusal tartışmada doğru bilgiye ve olaylardan etkilenen kişilerin deneyimlerine daha fazla yer verilebilir.
4.3. Yerel Karşılaşmalar ve Mağdurların Söz Hakkı
Birlikte yaşama, ortak bir ilke olduğu kadar aynı mahalleyi, okulu ve kamusal hizmetleri paylaşan insanların gündelik deneyimidir. Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, gençlik faaliyetleri, kültür çalışmaları veya mahalle hizmetleri etrafında farklı kesimlerin söz sahibi olabileceği alanlar açabilir. Örneğin gençlere yönelik bir merkezin ihtiyaçları görüşülürken katılımcıların önerileri alınabilir ve bu önerilerin nasıl değerlendirildiği kendileriyle paylaşılabilir. Böylece insanlar somut bir mesele üzerinde birbirini dinleyerek karar sürecine katılabilir. Katılımın gönüllü olması ve farklı görüşlerin güven içinde dile getirilebilmesi bu çalışmaların temel koşullarıdır.
Çatışmadan zarar görmüş kişilerin söz hakkı ise mahalle ölçeğindeki ortak faaliyetlerden farklı koşullar gerektirir. İkinci bölümde ele alınan deneyim ve taleplerin çeşitliliği, herkesin aynı ortamda ve aynı biçimde konuşmasının beklenemeyeceğini gösterir. İlgili kamu kurumları, barolar ve mağdur örgütleri, kişilerin taleplerini yazılı olarak, bireysel görüşmede veya uygun buldukları başka bir yolla iletebilmesine yardımcı olabilir. Başvurunun nereye yapılacağı, hangi desteğe erişilebileceği ve talebin nasıl takip edileceği açık biçimde anlatılmalıdır. Kişiye başvurusunun alındığı ve sonraki aşamalarda ne olacağı hakkında bilgi verilmesi, dinlenmenin tek seferlik bir görüşmeyle sınırlı kalmamasını sağlar.
Kayıplarını veya yaşadıkları şiddeti anlatmak isteyen kişiler, neyi paylaşacaklarına ve kimlerle görüşeceklerine kendileri karar verebilmelidir. Bilgilerin nasıl kullanılacağının önceden açıklanması, mahremiyetin korunması ve kamusal görünürlük konusunda kişinin tercihine saygı gösterilmesi gerekir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun ağır insan hakları ihlalleri ve ciddi insancıl hukuk ihlallerinin mağdurlarına ilişkin ilkeleri, mağdurların onurunun, güvenliğinin ve mahremiyetinin korunmasını; adalete, ihlallerle ilgili bilgilere ve uygun giderim yollarına erişimleriyle birlikte ele alır.[82] Bu çerçeve, kişilerin dinlenmesinin hak arama imkânlarından ayrı düşünülmemesi gerektiğini hatırlatır.
Mağdurların görüş ve taleplerini iletebilmesi, bunlara nasıl karşılık verildiğiyle tamamlanır. İlgili kurumların başvurulara verdikleri yanıtı ve izlenebilecek yolları anlaşılır biçimde açıklaması, kişilerin taleplerinin ne aşamada olduğunu takip edebilmesini sağlar. Dinleme faaliyetleri yürütülürken yargısal başvuru ve giderim yollarına erişim ile yaşananlara ilişkin hakikat arayışı da korunmalıdır. Barış dili, insanların deneyimlerini kendi koşulları içinde anlatabildiği ve başvurularına verilen karşılığı görebildiği bir kamusal ilişkide anlam kazanır.
4.4. Uygulamayı İzlemek ve Kamuyla Paylaşmak
7595 sayılı Kanun, kapsamındaki faaliyetlerin takibi ve değerlendirilmesi için Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında bir Kurul oluşturulmasını öngörmektedir. Kurul, çalışmaları hakkında TBMM’yi düzenli olarak bilgilendirir. Millî Güvenlik Kurulu kararının yayımlanmasının ardından örgütün tasfiyesine ilişkin gözlem raporları doğrultusunda dönemsel değerlendirmeler de yapabilir. Kanun ayrıca Meclis Başkanlığınca faaliyetleri izlemek ve tavsiyelerde bulunmak üzere bir İzleme Komisyonu kurulmasını düzenler.[83] Böylece yürütme içindeki takip ile parlamenter izleme için ayrı görevler tanımlanmıştır. Farklı kesimler arasındaki güvenin ve ayrımcılık deneyimlerinin araştırılması ise kanunun bu kurumlara verdiği görevler arasında yer almaz.
Kanunun öngördüğü parlamenter bilgilendirme, uygulamanın izlenmesine katkı sağlar. Kamuoyunun süreci değerlendirebilmesi için de paylaşılabilecek bilgilerin düzenli ve anlaşılır biçimde sunulması gerekir. OECD’nin açık yönetim tavsiyesi, kamusal bilginin zamanında, güvenilir ve erişilebilir olmasını; uygulamanın izlenmesini ve ilgililerin geri bildirim verebilmesini birlikte ele alır.[84] Bu çerçevede yetkili kurumlar, güvenliği ve kişisel verileri koruyarak sürecin hangi aşamada olduğunu, alınan kararların genel görünümünü ve karşılaşılan sorunlara nasıl yanıt verildiğini kamuoyuyla paylaşabilir. Bu öneri, kanunda ayrıca öngörülmüş bir rapor yayımlama yükümlülüğü değil, parlamenter izlemeyi tamamlayabilecek bir bilgilendirme biçimidir.
Hukuki işlemlerin takibine, toplumsal sonuçları anlamaya yönelik bağımsız araştırmalar eşlik edebilir. Üniversiteler ve araştırma kuruluşları, ilk araştırmada farklı kesimlerin birbirlerine ve kurumlara güvenini, ayrımcılık deneyimlerini ve yerel çalışmalara ilişkin görüşlerini inceleyebilir. Sonraki dönemlerde benzer soruların karşılaştırılabilir yöntemlerle sorulması, bu alanlarda zaman içinde neyin değiştiğini görmeye yardımcı olur. Kaç toplantı yapıldığı veya kaç kişinin bir programa katıldığı tek başına yeterli değildir. İnsanların görüşlerini dile getirebildiklerini düşünüp düşünmedikleri ve ilettikleri sorunlara yanıt alıp alamadıkları da araştırılmalıdır. OECD’nin tavsiyesi de süreçlerin yanı sıra sonuçları ve etkileri değerlendirmeye elverişli göstergeler geliştirilmesini önerir.[85]
Araştırma bulguları, kullanılan verilerin sınırlarıyla birlikte açıklanmalıdır. Örneğin Hrant Dink Vakfının yazılı basın izlemesi ayrımcı anlatımlar hakkında bilgi sağlar; ancak dijital ortamı veya kamusal ilişkilerin tamamını temsil etmez.[86] Resmî başvuru sayıları da yaşanan olayların tamamını göstermeyebilir. ECRI’nin Türkiye raporunda, bazı kesimlerin kolluğa duyduğu güvenin düşüklüğünün nefret söyleminin suç oluşturan biçimlerinin bildirilmesini güçleştirebildiği belirtilmiştir.[87] Bu örnek, başvuru sayılarının insanların başvuru yollarına ilişkin deneyimleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.
Bağımsız araştırmalar yürütülürken katılım gönüllü olmalı; kişilerin kimliğini veya hassas deneyimlerini açığa çıkarabilecek bilgiler korunmalıdır. ECRI’nin Romanlara ilişkin eşitlik verileri için vurguladığı aydınlatılmış onam, kişinin kimliğini kendisinin tanımlaması ve gizlilik ilkeleri, hassas deneyimlere ilişkin başka araştırmalar tasarlanırken de yol gösterici olabilir.[88]
Kurumlar ve bağımsız araştırmacılar, bulgularını hangi kesimlerden veri topladıklarını ve hangi yöntemleri kullandıklarını belirterek paylaşmalıdır. Gözlenen bir güven artışı tek başına 7595 sayılı Kanun’un etkisi olarak yorumlanamaz; aynı dönemde yaşanan başka gelişmeler de dikkate alınmalıdır. Araştırmalar güven ve hizmetlere erişimde bir iyileşmeye işaret etmiyorsa veya yeni sorunlar ortaya çıkıyorsa ilgili çalışmaların kapsamı ve uygulanma biçimi yeniden değerlendirilmelidir. Mağdurların başvurularına nasıl yanıt verildiğinin izlenmesi de dinlenme ve hak arama imkânlarının uygulamada karşılık bulup bulmadığını anlamaya yardımcı olur.
Barış dilinin toplumsal karşılığı, söylenenlerin insanların yaşamında nasıl yer bulduğuyla anlaşılır. Eğitimde geliştirilmesi amaçlanan saygı, haberlerde gösterilen özen ve yerel çalışmalarda tanınan söz hakkı, yurttaşların kurumlarla ilişkilerinde de karşılık bulmalıdır. Bu nedenle hukuki işlemler kadar, farklı deneyimlere sahip insanların ortak yaşamda kendilerine nasıl bir yer bulabildiği de izlenmelidir.
Sonuç
Türkiye’de geçmiş çözüm arayışları, siyasal açıklamaların ve hukuki düzenlemelerin yarattığı beklentilerin uygulamada da karşılık bulmasının önemini göstermektedir. 7595 sayılı Kanun, silah bırakmanın güvenlik kurumlarınca tespit edilmesine bağlı belirli erteleme işlemlerini düzenleyerek yeni süreç için bir hukuki çerçeve oluşturmuştur. Bununla birlikte silahlı faaliyetin sona erdiğinin teyidi, toplumsal güvenin kendiliğinden kurulduğu anlamına gelmez. Kararların gerekçelerinin anlaşılması, uygulamanın izlenmesi ve çatışmadan etkilenen kişilerin güvenlik ve adalet beklentilerine verilen yanıt, bu çerçevenin toplumsal karşılığını belirleyecektir.
Eşit yurttaşlık ve barış dili, söz konusu karşılığın gündelik yaşamla ilgili yönünü ortaya koyar. Farklı kesimlerin geçmişe ve bugünkü düzenlemeye ilişkin görüşleri uyuşmayabilir. Bu görüşlerin dile getirilmesi ve kanunun sert biçimde eleştirilmesi kamusal tartışmanın parçasıdır. Ancak somut fiillerin sorumluluğunun bir topluluğun bütün üyelerine yüklenmesi, kişilerin deneyimlerinin ve hak taleplerinin dinlenmesini güçleştirir. Mağdurların söz hakkı ve hak arama imkânları korunurken silah bırakan kişilerin sivil yaşama dönüş koşullarının da yerel toplulukların ihtiyaçlarıyla birlikte ele alınması gerekir. Karşılaştırmalı deneyimlerin gösterdiği üzere, bu meseleler silahların tesliminden sonra da önemini korur.
Bu nedenle makalede ele alınan eğitim, medya ve yerel katılım çalışmaları hukuki geçişe eşlik edebilecek alanlar olarak değerlendirilmiştir. Eğitimde farklı görüşleri ve hakları gözeterek tartışabilmek; medyada iddiaları doğrulamak, hataları düzeltmek ve ayrımcı anlatımları sorgulamak; yerel çalışmalarda ise gönüllü katılımı ve mağdurların taleplerini iletebileceği güvenli yolları sağlamak önemlidir. Kamu kurumlarının kanunun işleyişi hakkında anlaşılır bilgi vermesi, yanlış bilgilerin somut hükümlerle karşılaştırılmasına yardımcı olabilir. Bu çalışmaların sonuçları bağımsız araştırmalarla izlenirken kişilerin mahremiyeti ve verilerin sınırları da gözetilmelidir.
Barış dilinin değeri yalnızca kullanılan ifadelerde değil, insanların eleştirilerini, kaygılarını ve hak taleplerini dile getirdiklerinde nasıl karşılandıklarında görülecektir. 7595 sayılı Kanun’un toplumsal barışa katkısı da hukuki işlemlerin nasıl yürütüldüğüyle birlikte, farklı deneyimlere sahip insanların ortak yaşamda güvenlik, eşitlik ve söz hakkı bakımından ne yaşadığı üzerinden değerlendirilmelidir.
Kaynakça
Anayasa Mahkemesi. (2019, 28 Kasım). Hayko Bağdat başvurusu (Başvuru No. 2016/256). https://anayasa.gov.tr/media/6396/2016-256.pdf
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. (1976, 7 Aralık). Handyside v. the United Kingdom (Başvuru No. 5493/72). https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-57499
Avrupa Konseyi. (2020). Bookmarks: A manual for combating hate speech online through human rights education. https://rm.coe.int/bookmarksen2020-web2/16809e5789
Avrupa Konseyi. (t.y.). Hakaret suçu eğitim materyalleri. https://rm.coe.int/16807017c0
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi. (2022). Recommendation CM/Rec(2022)16 of the Committee of Ministers to member states on combating hate speech. https://www.coe.int/en/web/combating-hate-speech/recommendation-on-combating-hate-speech
Birleşmiş Milletler Bölgesel Bilgi Merkezi. (t.y.). UNRIC Library backgrounder: Transitional justice. https://unric.org/en/unric-library-backgrounder-transitional-justice/
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu. (1965). International Convention on the Elimination of All Forms of Racial Discrimination. https://www.ohchr.org/en/instruments-mechanisms/instruments/international-convention-elimination-all-forms-racial
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu. (2005). Basic principles and guidelines on the right to a remedy and reparation for victims of gross violations of international human rights law and serious violations of international humanitarian law (A/RES/60/147). https://www.ohchr.org/sites/default/files/2021-08/N0549642.pdf
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği. (2012). Rabat Plan of Action on the prohibition of advocacy of national, racial or religious hatred that constitutes incitement to discrimination, hostility or violence. https://www.ohchr.org/en/documents/outcome-documents/rabat-plan-action
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı. (2020, 12 Temmuz). Social cohesion: Brief. https://www.undp.org/ukraine/publications/social-cohesion-brief
Bruneau, E. G., & Saxe, R. R. (2012). The power of being heard: The benefits of “perspective-giving” in the context of intergroup conflict. *Journal of Experimental Social Psychology, 48*(4), 855–866. https://doi.org/10.1016/j.jesp.2012.02.017
Cumhuriyet. (1991, 11 Aralık). Grupta Güneydoğu’yu anlatan SHP lideri İnönü: Halk geniş kredi açtı (s. 4). https://egazetetest.cumhuriyet.com.tr/en/catalog/192/1991/12/11/4
Deniz, E. (2025, 15 Mart). Barış Annesi Havva Kıran: “Bir canımız var, barışa feda olsun”. bianet. https://bianet.org/haber/baris-annesi-havva-kiran-bir-canimiz-var-barisa-feda-olsun-305436
Dubinsky, S., & Starr, H. (2022). Weaponizing language: Linguistic vectors of ethnic oppression. *Global Studies Quarterly, 2*(2), ksab051. https://doi.org/10.1093/isagsq/ksab051
Entman, R. M. (1993). Framing: Toward clarification of a fractured paradigm. *Journal of Communication, 43*(4), 51–58. https://doi.org/10.1111/j.1460-2466.1993.tb01304.x
European Commission against Racism and Intolerance. (2025). ECRI report on Türkiye (sixth monitoring cycle). Council of Europe. https://rm.coe.int/sixth-report-on-turkiye/1680b65698
Final Agreement for Ending the Conflict and Building a Stable and Lasting Peace. (2016, 24 Kasım). United Nations Peacemaker. https://peacemaker.un.org/en/node/9804
Gagliardone, I., Gal, D., Alves, T., & Martinez, G. (2015). Countering online hate speech. UNESCO. https://www.unesco.org/en/articles/countering-online-hate-speech
Galtung, J. (1969). Violence, peace, and peace research. *Journal of Peace Research, 6*(3), 167–191. https://doi.org/10.1177/002234336900600301
Goffman, E. (1963). Stigma: Notes on the management of spoiled identity. Prentice-Hall.
Hrant Dink Vakfı. (2020). Medyada nefret söylemi ve ayrımcı söylem 2019 raporu. https://hrantdink.org/tr/asulis/yayinlar/72-medyada-nefret-soylemi-raporlari/2665-medyada-nefret-soylemi-ve-ayrimci-soylem-2019-raporu
Ireton, C., & Posetti, J. (Ed.). (2018). Journalism, “fake news” & disinformation: Handbook for journalism education and training. UNESCO. https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000265552
İçen, Y. (2026, 26 Temmuz). Feti Yıldız ile “Çerçeve Yasa” üzerine. Yeni Birlik. https://www.gazetebirlik.com/kose-yazisi/197468/feti-yildiz-ile-cerceve-yasa-uzerine
Kaplan, A. (2022, 28 Mayıs). Diyarbakır annelerinin evlat nöbeti 1000’inci gününe giriyor. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/diyarbakir-annelerinin-evlat-nobeti/diyarbakir-annelerinin-evlat-nobeti-1000inci-gunune-giriyor-/2599714
Lynch, J., & Galtung, J. (2010). Reporting conflict: New directions in peace journalism. University of Queensland Press. https://www.uqp.com.au/books/reporting-conflict-new-directions-in-peace-journalism
Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, Kanun No. 7595, Resmî Gazete, 33344 (18 Ağustos 2026). https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/08e9230f-a758-4a9e-a2ec-42d8937100c8.htm
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu. (2026). Komisyon raporu. Türkiye Büyük Millet Meclisi. https://www.tbmm.gov.tr/Files/Komisyonlar/MilliDayanismaKardeslikDemokrasiKomisyonu/Komisyon_Raporu.pdf
Milliyet. (1991, 10 Aralık). Demirel ve İnönü: “Üniter devlet dışında çözüm yok” (s. 1). https://www.gastearsivi.com/gazete/milliyet2/1991-12-10/1
OECD. (2017). Recommendation of the Council on Open Government (OECD/LEGAL/0438). https://legalinstruments.oecd.org/en/instruments/OECD-LEGAL-0438
Özgenç, Ö. (2026, 10 Ağustos). Çerçeve yasa Meclis’te 467 oyla kabul edildi. Medyascope. https://medyascope.tv/2026/08/10/cerceve-yasa-mecliste-467-oyla-kabul-edildi/
Paluck, E. L., Green, S. A., & Green, D. P. (2019). The contact hypothesis re-evaluated. *Behavioural Public Policy, 3*(2), 129–158. https://doi.org/10.1017/bpp.2018.25
Paluck, E. L., Shepherd, H., & Aronow, P. M. (2016). Changing climates of conflict: A social network experiment in 56 schools. *Proceedings of the National Academy of Sciences, 113*(3), 566–571. https://doi.org/10.1073/pnas.1514483113
Sosyaldemokrat Halkçı Parti. (1989). Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin Doğu ve Güneydoğu sorununa bakışı ve çözüm önerileri raporu. Cumhuriyet Halk Partisi. https://chp.org.tr/yayin/dogu-ve-guneydogu-raporu---1989/download
Suriye Arap Haber Ajansı. (2026, 25 Ağustos). Abdi announces end of SDF mission as forces integrate into Syrian Army. https://sana.sy/en/syria/2338549/
Tajfel, H., Billig, M. G., Bundy, R. P., & Flament, C. (1971). Social categorization and intergroup behaviour. *European Journal of Social Psychology, 1*(2), 149–178. https://doi.org/10.1002/ejsp.2420010202
Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, Kanun No. 6551, Resmî Gazete, 29062 (16 Temmuz 2014). https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D24/Y4/T1/KanunMetni/4d7145c1-4dc6-4ae0-ba3e-2ffff4b8746b.html
The Belfast Agreement. (1998, 10 Nisan). Northern Ireland Office. https://www.gov.uk/government/publications/the-belfast-agreement
Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Sürecinin Değerlendirilmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu. (2013). Komisyon raporu. Türkiye Büyük Millet Meclisi. https://www.tbmm.gov.tr/Files/MeclisArastirmasiKomisyonlari/CozumSureci/Dokumanlar/cozum_kom_raporu.pdf
Türk Ceza Kanunu, Kanun No. 5237, Resmî Gazete, 25611 (12 Ekim 2004). https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
Türkiye Büyük Millet Meclisi. (2009, 13 Kasım). Genel Kurul tutanağı, 23. Dönem, 4. Yasama Yılı, 18. Birleşim. https://cdn.tbmm.gov.tr/TbmmWeb/Tutanak20230120/23/4/18/f00b08d9-aa51-42ec-b20f-e574484012fe.pdf
Türkiye Büyük Millet Meclisi. (2026). Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi: Yasama bilgileri. https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/3270cca3-ed00-434b-aa64-019fd1c2dd00
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. (1982). Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. https://www.anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/anayasa/
Türkiye İnsan Hakları Vakfı. (2018, 26 Ağustos). Cumartesi Anneleri’nin 700. buluşmasına yönelik saldırı hakkında ortak basın açıklaması. https://tihv.org.tr/basin-aciklamalari/cumartesi-annelerinin-700-bulusmasina-yonelik-saldiri-hakkinda-ortak-basin-aciklamasi/
Uçar, F., & Akandere, O. (2017). Turgut Özal’ın Kürt sorununa yaklaşımı. *Atatürk Yolu Dergisi, 16*(61), 365–392. https://doi.org/10.1501/Tite_0000000483
UNESCO. (1995). Declaration of principles on tolerance. https://www.unesco.org/en/legal-affairs/declaration-principles-tolerance
UNESCO. (2001). UNESCO Universal Declaration on Cultural Diversity. https://www.unesco.org/en/legal-affairs/unesco-universal-declaration-cultural-diversity
United Nations Department of Political and Peacebuilding Affairs. (2022). Guidance on mediation of ceasefires. https://peacemaker.un.org/en/documents/guidance-mediation-ceasefires
United Nations Inter-Agency Working Group on Disarmament, Demobilization and Reintegration. (2022). Integrated disarmament, demobilization and reintegration standards: Module 4.30—Reintegration. https://www.unddr.org/wp-content/uploads/2023/11/IDDRS-4.30-Reintegration_26-Sep-2022-1.pdf
United Nations Security Council. (2017, 14 Eylül). Security Council approves mandate, operations, size of United Nations Verification Mission in Colombia, unanimously adopting Resolution 2377 (2017). https://press.un.org/en/2017/sc12992.doc.htm
United Nations Verification Mission in Colombia. (2025, 14 Temmuz). The final agreement remains a valid roadmap to consolidate peace in Colombia. https://colombia.unmissions.org/en/node/74133
Watts, N. F. (1999). Allies and enemies: Pro-Kurdish parties in Turkish politics, 1990–94. *International Journal of Middle East Studies, 31*(4), 631–656. https://doi.org/10.1017/S0020743800057123
Yıldız, F. (2026, 29 Ağustos). Farklı duyarlılıkları olan insanları Terörsüz Türkiye sürecine dâhil edelim [X gönderisi]. X. https://x.com/YildizFeti/status/2093687359724253553
[1] Johan Galtung, “Violence, Peace, and Peace Research”, Journal of Peace Research, Cilt 6, Sayı 3, 1969, ss. 167–191.
[2] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Komisyon Raporu, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2026.
[3] Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, Kanun No. 7595, 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete.
[4] Yaşar İçen, “Feti Yıldız ile ‘Çerçeve Yasa’ üzerine”, Yeni Birlik, 26 Temmuz 2026.
[5] Feti Yıldız, “Farklı duyarlılıkları olan insanları Terörsüz Türkiye sürecine dâhil edelim”, X paylaşımı, 29 Ağustos 2026, https://x.com/YildizFeti/status/2093687359724253553.
[6] Sosyaldemokrat Halkçı Parti, Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin Doğu ve Güneydoğu Sorununa Bakışı ve Çözüm Önerileri Raporu, 1989.
[7] Nicole F. Watts, “Allies and Enemies: Pro-Kurdish Parties in Turkish Politics, 1990–94”, International Journal of Middle East Studies, Cilt 31, Sayı 4, 1999, ss. 631–656.
[8] Fuat Uçar ve Osman Akandere, “Turgut Özal’ın Kürt Sorununa Yaklaşımı”, Atatürk Yolu Dergisi, Cilt 16, Sayı 61, 2017, ss. 365–392.
[9] Stanley Dubinsky ve Harold Starr, “Weaponizing Language: Linguistic Vectors of Ethnic Oppression”, Global Studies Quarterly, Cilt 2, Sayı 2, 2022, makale no. ksab051.
[10] Milliyet, “Demirel ve İnönü: ‘Üniter devlet dışında çözüm yok’”, 10 Aralık 1991, s. 1; Cumhuriyet, “Grupta Güneydoğu’yu anlatan SHP lideri İnönü: Halk geniş kredi açtı”, 11 Aralık 1991, s. 4.
[11] Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Sürecinin Değerlendirilmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, Komisyon Raporu, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2013, ss. 49–51.
[12] Türkiye Büyük Millet Meclisi, Genel Kurul Tutanağı, 23. Dönem, 4. Yasama Yılı, 18. Birleşim, 13 Kasım 2009.
[13] Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Sürecinin Değerlendirilmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, a.g.e.
[14] Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, Kanun No. 6551, 16 Temmuz 2014 tarihli ve 29062 sayılı Resmî Gazete, m. 1–2.
[15] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Komisyon Raporu (2026), s. 15–16. Türkiye Büyük Millet Meclisi, “DEM Parti TBMM Grup Toplantısı”, 2 Ekim 2024.
[16] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, a.g.e.
[17] Türkiye Büyük Millet Meclisi, Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi: Yasama Bilgileri, 2026; 7595 sayılı Kanun, 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete.
[18] 7595 sayılı Kanun, m. 1, 3 ve 6.
[19] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, a.g.e., ss. 38–39.
[20] 7595 sayılı Kanun, m. 1.
[21] 7595 sayılı Kanun, m. 3 ve 6.
[22] 7595 sayılı Kanun, m. 9.
[23] 7595 sayılı Kanun, m. 3, 5 ve 6.
[24] Özgecan Özgenç, “Çerçeve yasa Meclis’te 467 oyla kabul edildi”, Medyascope, 10 Ağustos 2026.
[25] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, a.g.e., s. 39.
[26] 7595 sayılı Kanun, m. 3 ve 6.
[27] Birleşmiş Milletler Bölgesel Bilgi Merkezi, UNRIC Library Backgrounder: Transitional Justice, t.y.
[28] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, a.g.e.
[29] Galtung, a.g.m.
[30] Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Social Cohesion: Brief, 2020.
[31] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 2.
[32] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 10.
[33] Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, 1965, m. 1, 2 ve 5.
[34] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 3.
[35] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 2 ve 10.
[36] UNESCO, Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi, 2001, m. 2 ve 4.
[37] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, a.g.e., s. 33.
[38] UNESCO, Hoşgörü İlkeleri Bildirgesi, 1995, m. 1.
[39] Emile G. Bruneau ve Rebecca R. Saxe, “The Power of Being Heard: The Benefits of ‘Perspective-Giving’ in the Context of Intergroup Conflict”, Journal of Experimental Social Psychology, Cilt 48, Sayı 4, 2012, ss. 855–866.
[40] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, a.g.e., s. 17.
[41] A. Kaplan, “Diyarbakır annelerinin evlat nöbeti 1000’inci gününe giriyor”, Anadolu Ajansı, 28 Mayıs 2022.
[42] E. Deniz, “Barış Annesi Havva Kıran: ‘Bir canımız var, barışa feda olsun’”, bianet, 15 Mart 2025.
[43] Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Cumartesi Anneleri’nin 700. Buluşmasına Yönelik Saldırı Hakkında Ortak Basın Açıklaması, 26 Ağustos 2018.
[44] Henri Tajfel, Michael G. Billig, R. P. Bundy ve Claude Flament, “Social Categorization and Intergroup Behaviour”, European Journal of Social Psychology, Cilt 1, Sayı 2, 1971, ss. 149–178.
[45] Erving Goffman, Stigma: Notes on the Management of Spoiled Identity, Prentice-Hall, 1963.
[46] Hrant Dink Vakfı, Medyada Nefret Söylemi ve Ayrımcı Söylem 2019 Raporu, 2020.
[47] European Commission against Racism and Intolerance, ECRI Report on Türkiye (Sixth Monitoring Cycle), Council of Europe, 2025, para. 51.
[48] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 10.
[49] 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 12 Ekim 2004 tarihli ve 25611 sayılı Resmî Gazete, m. 122.
[50] 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 216/1.
[51] Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Rabat Eylem Planı, 2012.
[52] Handyside v. the United Kingdom, Başvuru No. 5493/72, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 7 Aralık 1976, § 49.
[53] Anayasa Mahkemesi, Hayko Bağdat, Başvuru No. 2016/256, 28 Kasım 2019.
[54] Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Nefret Söylemiyle Mücadeleye İlişkin CM/Rec(2022)16 Sayılı Tavsiye Kararı, 20 Mayıs 2022.
[55] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Komisyon Raporu (2026), s. 13 ve 21–22.
[56] 7595 sayılı Kanun, m. 1, 3 ve 6.
[57] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, a.g.e., s. 38.
[58] 7595 sayılı Kanun, m. 8.
[59] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, a.g.e., ss. 22–23.
[60] Suriye Arap Haber Ajansı, “Abdi Announces End of SDF Mission as Forces Integrate into Syrian Army”, 25 Ağustos 2026.
[61] United Nations Department of Political and Peacebuilding Affairs, Guidance on Mediation of Ceasefires, 2022.
[62] 7595 sayılı Kanun, m. 7.
[63] Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, a.g.e., ss. 39–40.
[64] United Nations Inter-Agency Working Group on Disarmament, Demobilization and Reintegration, Integrated Disarmament, Demobilization and Reintegration Standards: Module 4.30—Reintegration, 2022.
[65] United Nations Inter-Agency Working Group on Disarmament, Demobilization and Reintegration, a.g.e.
[66] The Belfast Agreement, 10 Nisan 1998, özellikle “Decommissioning”, “Security”, “Prisoners” ve “Reconciliation and Victims of Violence” bölümleri.
[67] Final Agreement for Ending the Conflict and Building a Stable and Lasting Peace, 24 Kasım 2016.
[68] United Nations Security Council, “Security Council Approves Mandate, Operations, Size of United Nations Verification Mission in Colombia, Unanimously Adopting Resolution 2377 (2017)”, 14 Eylül 2017.
[69] United Nations Verification Mission in Colombia, “The Final Agreement Remains a Valid Roadmap to Consolidate Peace in Colombia”, 14 Temmuz 2025.
[70] İçen, a.g.m.
[71] Yıldız, “Farklı duyarlılıkları olan insanları Terörsüz Türkiye sürecine dâhil edelim”, X paylaşımı, 29 Ağustos 2026.
[72] UNESCO, Hoşgörü İlkeleri Bildirgesi, 1995, m. 4.
[73] Avrupa Konseyi, Hakaret Suçu Eğitim Materyalleri, t.y.
[74] Avrupa Konseyi, Bookmarks: A Manual for Combating Hate Speech Online through Human Rights Education, 2020.
[75] Elizabeth Levy Paluck, Hana Shepherd ve Peter M. Aronow, “Changing Climates of Conflict: A Social Network Experiment in 56 Schools”, Proceedings of the National Academy of Sciences, Cilt 113, Sayı 3, 2016, ss. 566–571.
[76] Elizabeth Levy Paluck, Seth A. Green ve Donald P. Green, “The Contact Hypothesis Re-Evaluated”, Behavioural Public Policy, Cilt 3, Sayı 2, 2019, ss. 129–158.
[77] Robert M. Entman, “Framing: Toward Clarification of a Fractured Paradigm”, Journal of Communication, Cilt 43, Sayı 4, 1993, ss. 51–58.
[78] Jake Lynch ve Johan Galtung, Reporting Conflict: New Directions in Peace Journalism, University of Queensland Press, 2010.
[79] Hrant Dink Vakfı, a.g.e.
[80] Cherilyn Ireton ve Julie Posetti (Ed.), Journalism, “Fake News” & Disinformation: Handbook for Journalism Education and Training, UNESCO, 2018.
[81] Iginio Gagliardone, Danit Gal, Thiago Alves ve Gabriela Martinez, Countering Online Hate Speech, UNESCO, 2015.
[82] Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Basic Principles and Guidelines on the Right to a Remedy and Reparation for Victims of Gross Violations of International Human Rights Law and Serious Violations of International Humanitarian Law, A/RES/60/147, 2005.
[83] 7595 sayılı Kanun, m. 7.
[84] OECD, Recommendation of the Council on Open Government, OECD/LEGAL/0438, 2017.
[85] OECD, a.g.e.
[86] Hrant Dink Vakfı, a.g.e.
[87] European Commission against Racism and Intolerance, a.g.e., para. 51.
[88] European Commission against Racism and Intolerance, a.g.e., para. 70.

Okur Yorumları (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.